Biz insanlar, kendimizi tüm yaşamımız boyunca başımıza gelenlerin mağdurları olma rolüne fazla kaptırdık. Tam da doğanın yasalarını bilmeyenlerin yapacağı şeyi yaptık ve her ne şekilde olursa olsun, kendimizi haklı çıkarmanın peşine düştük. Haklı olan biz olduğumuzda da haliyle bizim dışımızda kalan herkes haksız durumuna düştü. Haklı olmak anlık rahatlamalar getirdi belki ama ne üst bir algıya ne de üst bir akıla taşıdık kendimizi. Kendi içimizde mahsur kalmaya devam ettik.
Hayat bize ondan istediklerimizi vermiyor belki, başımız gelenleri haklı çıkaramıyoruz ve başka bir şeyi hak ettiğimizi düşünüyoruz belki de. Peki neyi hak ettiğimize, daha da kötüsü bir başkasının neyi hak ettiğine nasıl karar veriyoruz dersiniz?
İnsan aklı kısıtlı, kusurlu! Kusurlu olandan kusursuz işler çıkar mı? Çıkmaz elbette. Mesele bu kusuru görüp, kusursuz olmanın kapıları açıldığında, bu fırsatı kaçırmamak! Her birimiz öyle ya da böyle bu daveti alıyoruz.
Bilinen o ki, yaşam bize tam da ihtiyacımız olan şeyi getiriyor. Büyük bir denklemin küçük parçaları olan bizler için payımıza düşeni çalışmak ve işlemek zor. Çünkü ‘benlerimiz’ her şeyin en iyisine layık olma peşinde. Halbuki ‘ben’ en iyisine layık isem, bunun anlamı bir diğerinin en iyiyi hak etmediğidir. Egoistçe kendi heykelini dikme ve doğanın o heykelin önünde saygı duruşuna geçmesini umma gafletiyle geçen ömürler…
Bizim planımız sadece ve sadece kendimizi yükseltmek üzerine kuruluyken, yaşamın kaynağının planı tüm yaratılışı yükseltmek! Bizler daha fazlasını isterken, o daha fazlası başka birinin hakkından çalmak anlamına gelmez mi?
Çıkmaz yoldayız, doğru. O halde yolu değiştirme zamanı. Kendi köşelerimizi budama ve kendimizden çıkmak adına harekete geçme zamanı. Önümüze düşen sekanslardaki tekrarlar bize bir şeyler söylüyor olmalı. Duymaktan hoşlanmayacağımız şeyler belki ama bu yolu tamamlamaktan başka bir seçeneğimiz de yok.
Yaşamı, hakikati, önümüzde duran canlılığı göremeyen bizleriz. Evlerimizin pencereleri kir, pas içinde. Haliyle gördüğümüz her şeyi kirli sanıyoruz. O halde kendimize, kendi evimizin dışından bakma zamanı!
Bizleri sevenlere, değer verenlere en büyük ihanettir yaşamla dansın denkleminden düşmek. Çözüme birlikte gitme şansımız varken, sorun kabını doldurmak ve bu kabı tüm insanlığın masasına koymak, bencilliğin zirvesi olsa gerek.
Birbirimizden sorumluyuz; tıpkı aynı bedenin hücrelerinin birbirinden sorumlu olduğu gibi. Bunu reddettikçe yaşam bizlere aynı mesajı göndermeye devam edecek gibi görünüyor. Birbirimizin ihtiyaçlarından ve yaşam yolculuğunu desteklemekten sorumluyuz. Birbirimize yer açmaktan, gerekirse yer vermekten, birbirimizin kalplerine dokunmaktan, uyandırmaktan, yolda tutmaktan sorumluyuz.
Dışarısı yangın yeri! Bundan sorumlu olduğunu bile bilmeyen biz insanlar, o savaş alanında kanının son damlasına kadar savaşan varlıkları yalnız bırakıyoruz. Çünkü kendi dramlarımızın, kendi midemizin, kendi etimizin-kemiğimizin, kendi koltuğumuzun, kendi cebimizin, kendi kalbimizin derdindeyiz.
Zor zamanlardan geçiyoruz. Bizleri fırtınadan çıkaracak olan güven, saygı, sadakat, sevgi teknelerini yakıp yıktık. Kozmik yalnızlığın içine düştük ve orada debeleniyoruz. Kendi bindiğimiz dalları tek tek kestik. Sanıyoruz ki dışarıdaki yangın, o çok sevdiğimiz evlerimize ulaşmayacak.
Bu yüzden intihar affedilemez bir eylem, zira yaşamın bize yüklediği sorumluluktan kaçmak demek. Yaşamı haklı çıkarmak gerekirken, kendimizi haklı çıkarmaya düşmek demek.
Düştüğümüz yerden hemen kalkıp, yaşam denklemindeki yerimizi almalı, sırf bizim yüzümüzden işlemeyen dişliyi fonksiyonel hale getirmeli. Belki de pek çok şeyin işlememesinin sebebi sizsinizdir. Sistemde yerinizi bulduğunuzda, tüm sistemin işler hale geldiğini göreceksiniz belki de!
Zavallıyı oynama zamanı değil. İnsan kendi gücünü ve o güçle ne yapacağını keşfetmeli. İnsan yaşamın içindeki yerini bulmalı. Bu denklemden kaçış yok. Ama bu sefer ama gelecek sefer yaşam bizler o denklemdeki yerimizi buluncaya kadar hoşumuza gitmeyecek pek çok deneyimin içinden geçirmeye devam edecek. Sevmeyi öğrenene, nasıl seveceğimizi bilene dek! Sevgi bir insanın sahip olabileceği en büyük güç, en büyük kalkan, en konforlu sığınak ve en yıkılmaz kale! Kimseyi bundan mahrum etmemeli…