Diyare Japon

0

Yıl 2017… Yaşadığım şehrin turistik bir yerinde, göl kenarında bir information ofisindeyim. Belediyenin bu ofisinde bir şey soranlara yardımcı oluyor ellerine de ikişer broşür sıkıştırıp gönderiyorum. Hemen arkamda da kayık turları kooperatifi var tabi onlarla da ahbap olduk zamanla ikram ettikleri çayları Arapça hareketli müzikler eşliğinde içiyoruz. Arap’ımız bol hem onlara bol bol ekmek parası oluyor hem de bizim information ofis boş kalmıyor. Ben de gelen Araplarla İngilizce pratik yapıyorum. Sadece pratik İngilizcem gelişiyor, ciddi bir gelişim yok maalesef…

Tam da günler sıkıcılaşmaya başlarken bir gün heyecanlı bir kayıkçı arka kapıyı açıp kafasını içeri uzatıyor;

‘’’Aga bak şuna be! bi şeyler diyor bu’’ diyerek kolunu geriye uzatıp bir yön gösteriyor. Hiç bir şey demeden ayağa kalkıp kapının dışına bakıyorum ve sıkıcı günümü şenlendirecek bir şey görüyorum istemsizce sırıtıyorum. Bu bir Japon!

Boklukta çakı bulmuş köylü çocuk gibi mutluyum. Hemen içeri buyur ediyorum. Diyorum ‘Bak ‘Yedi Samuray’ simgesi telefonumun ekran kapağı. Akira krusawa filmi hani?’ Japon, sallama çayı höpür höpür içip aşağı yukarı kafa sallıyor. ‘Otel arıyorum’ diyor. Ya ne oteli biraderim, gel bende kal hanım memlekette yer içer takılırız. Japonun kafaya yatıyor zaten adam gezgin her tatilde dünyanın bir yerine gitmiş. Present simple tense öyle güzel yetiyor ki anlaşmamıza…

Zayıf İngilizcelerimizle ikimiz de mutlu mesut evin yolunu tutuyoruz. Turistik köyden şehre köy otobüsüyle gidiyoruz Japon gören köylüler de çok mutlu oluyor. Barış Manço diyen var karete kid diyen var Japon Türk kardeş diyen var. Japon mutluluk yayan bir baz istasyonu gibi geziyor. Minibüsçü para almak istemiyor otobüste yer veriyorlar falan. Ulan diyorum Japon ne kıymetli şeymiş bizim ülkede. Bu hikayenin bir yerinde Japon altına sıçacak kimse çok yüceltmesin Japon’u gözünde.

Misafir doyurmak misafirperverliğimizin en büyük alamet-i fârikası bence. Evde yemek yok tabi hanım daha yeni yaptığı kavanozdaki menemenlerden birini patlatıyorum (ki bu bizi boşanmaya götüren sebep olacak). Tavada 4 tane de yumurta kırıyorum içine offf miss gibi kaynanamın bahçeden toplanmış domates biber kaynanamın yöresel çiftçilik ödülü almış sarımsakları ile yapılmış menemen öyle güzel kokuyor ki… Zaten daha menemeni yapalı bir hafta olmuş konserve ama taptaze. Japon bi yiyor görmeyin şappır şuppur asmr videosu gibi, tabi bu bunlarda gelenekmiş yemeğin güzel olduğunu anlatmak için ağzını şapırdatıyor.

Arkasına bir demli Türk çayı, bir altyazılı Japon filmi derken bizimki tuvaleti sordu…

Gitti…

Tuvaletten bazı ilginç sesler geldi ‘ulan’ dedim ‘elin adamını aldık madde mi kullanıyor ne bok yiyor’ gittim tuvalet kapısında fışşşş şorrrrr diye bir ses geliyor arkadan fatarurrfışşor diye bir ses. Bu gök gürültüsüyle birlikte sulu kar ağışı tanrım bu Japon motoru bozmuş!

 Hemen gittim yerime oturdum buna leblebi mi yedirmeli yoksa gazoz mu içirmeli derken dünyanın en organik menemenine kıçından işeyen adam aspirinli gazozdan ölebilir dedim kendi kendime.

Her kriz anında yaptığım gibi arkadaşlarımı aradım dedim aga bizde Japon var n’olur gelin bunu sizin bekar evine götürelim buna bizde bir şey olursa hanım beni boşar.

Efendim kısa keselim değerli dostum Emre ve Musa gelip bizi aldılar. Japon’un surat kireç gibi bembeyaz olmuş. Arkadaşlar muz ve maden suyu getirmiş ‘potasyum iyi gelir’ diyerek. Emre’ciğim potasyuma önem veren bir arkadaşımdır. Japon önce muzu yedi sonra sodayı yavaş yavaş içmeye başladı 5 dakika sonra rengi yerine geldi. Kalan son soda yudumunu kafaya dikti derken öksürmeye başladı öksürdükçe alttan zart zurt sesler geliyor. Ve nihayet Japon cıvık cıvıl altına kaçırdı. Bu süreçte geçen diyalogları anlatmayacağım. Önce arkadaşların evde bir güzel yıkadık Japon’u sonra hastaneye götürdük falan filan. Yani Japon’ları çok büyütmeyin gözünüzde memleketinde çiğ balığı vasabiye banıp banıp yer bir şey olmaz, bizim organik menemende altına sıçar…

Günümüzün restoranlarında zaman zaman at, eşek, domuz eti yakalanıyor kriz oluyor. O restorana gidiyorsun sandalyeler leş gibi, masalar yağ içinde her şey pis…

At var bembeyaz pamuk gibi, tertemiz…

Exit mobile version