Yaşamım iki şeyden oluşuyor:

1. Yaşamın kendisi…

2. Yaşamım hakkındaki düşüncelerim…

Birincisi gerçekte olan, ikincisi ise zihnimdeki kurgular. Yaşamı gerçekten yaşamak ve içimdeki yaşam gücüyle bağlantıda olmak için bedende olmam mı gerekiyor acaba. Ben yaşamı sadece beyin ve sinir sistemi aracılığımla deneyimliyorum. Bundan başka bir deneyim aracım da yok. Dolayısıyla yaşamı nasıl deneyimlediğim beynimi nasıl kullandığıma bağlı. Eğer duyularım açıksa, yani duyu organlarım aracılığıyla gelen sinyaller beynimdeki kurgular tarafından örtülmemişse, yaşamın kendisini deneyimleyebiliyorum sanki. Ama çoğu zaman olduğu gibi, düşüncelerim yani zihnimdeki kurgular duyumlarımın üzerindeyse, bu durumda yaşamla olan bağlantım kopmuş oluyor demek sevgili şapşiğim.

Günümüz koşulları beni gerçek yaşamdan koparıp sanalın da sanalı bir dünya içine hapsedebiliyor. Eğer “yaşamak” istiyorsam bakıp, görüp; dinleyip, duyup; bedenimi kullanıp, hislerimi ve duygularımı hissetmeliyim. Çocuklarla vakit geçirerek, çocukluğumu hatırlamalıyım. Her fırsatta doğal ortamlara gidip. Çiçekleri koklayıp, yediğim şeylerin tadının farkında olmalıyım. Doğada olmak, günlük rutinlerimin dışına çıkmak, zihnimin başka bir moda gelmesi için çok önemli oluyor.

Zihnimdeki her türden kurgu yaratan mekanizmaları gerektiğinde susturmayı becerebilirsem, gerçekten yaşamaya başlayabilirim. Aksi halde zihnimin esiri olup, özgür olduğum zannıyla aynı filmleri tekrar tekrar izleyip duruyorummm amaninn. Sonra da bana tüm imkanlarıyla hizmet eden yaşamı suçluyor ve kendimi zihnimin oluşturduğu sanal hapishaneye tıkıyorum. Çoğu zaman bastırdığım, yok saydığım, derinlere gömdüğüm ve hatta bilinçli olarak farkında bile olmadığım duygusal bohçalarımın taşıyıcısı olarak yaşamaya çalışıyorum. Acı içimde ancak bir şekilde bilincin ışığına getirebildiğimde dönüşmeye başlıyor. Bohçamdan ne saçılırsa hissede hissede özgürleşiyorum.

Eğer gerçekten özgür olmak ve “yaşamak” istiyorsam, öncelikle özgür olmadığımı ve gerçekten yaşamadığımı fark edip, sonra da “yaşam hakkındaki düşüncelerim” den vazgeçmem gerekiyor. Bir parçam düşüncelerimden kurtulduğunda öleceğini zannedebiliyor, halbuki durum tam tersi: Düşüncelerimden yani kurgularımdan kurtuldukça gerçekten yaşamaya ve dışımda olanı hissetmeye başlıyorum.

Oysa bir taraftan da yaşamımın anlam ve amacını sorguluyorum. Bunu soran zihnimin cevapları kavrayamayacağını idrak ettiğimde ise, en yakın cevaba yaklaşmış oluyorum… Bazı sorularımdan vazgeçmek beni asıl cevaba yaklaştırıyor…

Evettt: Anladım ki, iyi bir rehber oyunu gösteren ve beni nasıl oynadığına şahit edenmiş. Ben sadece onu izleyerek oyuna dair nice şeyi öğrenebilirim. Sonunda ben okyanusa atladığımda da yanımda olup bana ihtiyaç duyduğum yolu yöntemi öğreten fakat sonunda da kendime özgü yolu bulabilmem için beni destekleyenmiş. Ve de kimi zaman artık tam finale yaklaştığımda ben bırakmak üzereyken bana ‘’Durma devam et az kaldı ‘’ diyenmiş. Ardından da benim yolumu bulduğuma şahitlik edip göğsü mutlulukla dolan ve benim zaferimi kutlayanmış. Oysa benim kutlamam ise onu mutlu etmek…Bu yol elbette ki bitmez ama artık bana aktaracağını aktarmıştır ve geriye artık tek bir şey kalıyor:

Birlikte suda sırtüstü uzanmak gibi…