Okul bitsin rahata ereceğim… İşe başlayayım rahata ereceğim… Emekli olayım rahata ereceğim… Emekli oldum… Rahata erecek miyim?

Hayat çok da rahata erme fırsatı vermiyor gibi, öyle değil mi? Ne zaman yeryüzünde çiçek tomurcukları belirecek?

Ömrümüzün sonuna dek kendimizi farklı koşuşturmaların içinde buluyoruz. Kimi zaman kendimiz kimi zaman eşimiz, çocuklarımız ya da başka bir konu olsun, muhakkak hayat bizi belli başlı endişelerin ve sıkıntıların içerisine dahil ediyor. Bütün bu meseleler şimdilik şöyle dursun; bu yazıda belki de halkın çoğunluğunun tecrübe ettiği ekonomik sıkıntı konusuna değinmek istiyorum.

Tarih boyunca farklı dönemlerde birçok insanın yüzleştiği gibi günümüzde de çoğunluk kendini ekonomik anlamda güvende hissedemiyor. Bugün karnımı doyurabilecek miyim? Peki yarın ne olacak? Bir evim olacak mı? Evim olmasa bile kiramı ödeyebilecek miyim? Hadi kendimi geçtim, ailemin karnını doyurabilecek miyim? Çocuklarıma kaliteli bir eğitim imkanı sunabilecek miyim? Onları güvende hissettirebilecek miyim?..

Evet, birçoğumuz geleceğimizi hatta belki de şu anımızı bile refah içinde hissedemiyoruz. Doğru, durum buysa ne yapabiliriz ki? Belki de şöyle yapabiliriz: Bir nevi tersten düşünebiliriz.

Hadi diyelim ki, kendimizi refah içinde hissettiğimiz bir koşulun içerisindeyiz. İhtiyaçlarımızı rahatlıkla karşılayabiliyoruz ve gelecek kaygısı taşımıyoruz.

O zaman ne olurdu? Mutlu mu olurduk yoksa yeni arayışlar içerisine mi girerdik? Galiba bunun cevabı insanlık tarihinde saklı…

Hiç unutmuyorum lise zamanlarımda çok sevdiğim bir felsefe hocam vardı. İlk dersinde şuna benzer bir cümle kurmuştu: “Felsefenin ortaya çıkışı, Antik Yunanlar’ın yüksek refah düzeyine ulaşmış olmasının bir sonucudur.” Onun söylediği bu söz bende bir kıvılcım uyandırmış olsa gerek ki inatla parmak kaldırıp ona şöyle demiştim: “Hocam, elbette belli ihtiyaçlarımızı karşılayabilmek için belli bir maddesel refah içeresinde olmalıyız ancak insanın amacı maddesel bir refaha ulaşmak olamaz.” Buradan sonrasını hatırlayabildiğim ve toparlayabildiğim kadarıyla bir diyalog halinde yazacağım:

Öğretmen: Neden insanın amacı maddesel bir refaha ulaşmak olamaz?

Öğrenci: Diyelim ki ben refah içinde yaşamaktan uzağım ve refah içinde yaşama tecrübesine sahip değilim. Ancak, bunu doğrudan ben tecrübe etmesem bile başka insanlar tecrübe etmiş. Bunu tecrübe eden insanlar da bununla mutlu olamamış olsa gerek ki felsefe diye bir şey ortaya çıkmış.

Öğretmen: O zaman insan felsefeyle mi mutlu olur?

Öğrenci: Hayır. Felsefenin de ötesini aramamız gerekiyor çünkü felsefe durak noktası olsaydı öyle olduğunu hissederdik.

Öğretmen: Felsefenin ötesi nedir?

Öğrenci: Bilmiyorum. Ama bulmayı istiyorum.

Öğretmen: Neden bunu bulmayı istiyorsun?

Öğrenci: Bulmadan rahat edemeyeceğim gibi geliyor.

Öğretmen: (Gülümseyerek) Evet. Refah arayanlar vardı ve refahın mutluluk olduğunu düşündüler. Refahı tecrübe edenler oldu ve refahın mutlu etmediğini gördüler. Gördüler ki belli bir refah içerisinde olan insan, hayatın manası ne diye sorgulamaya başlıyor. Öyleyse maddesel bir refah içerisinde olalım ya da olmayalım, bizlerin içinde bulunduğu koşulun bir birkaç adım daha ötesiyle bağ kurması gerekiyor ki içinde bulunduğumuz o koşulda boğulmak yerine yüzmeye devam edebilelim.

Öğrenci: Satranç gibi mi yani?

Öğretmen: Ne demek istedin?

Öğrenci: Yani refah içerisinde değilim ve bir taraftan doğal olarak bir adım ötesini, refah içerisinde olmayı istiyorum. Ancak diğer bir taraftan ise, insanlık tarihi bana refah içerisinde olsam bile bununla mutlu olamayacağımın, yeni arayışlar içerisine gireceğimin izlenimini veriyor. Öyleyse, birkaç adım daha ötesini hesaba katmaya çalışıp kendi içinde bulunduğumuz koşulun ötesinde olan meselelerle de ilgilenmek gerekiyor.

Öğretmen: Yoluna devam et. Aramak, insan olmayı istemektir.

Öğrenci: Peki ne bulacağını bilmemek?

Öğretmen: Sürpriz bir hediyedir.Şimdi tekrar düşününce…

Ötelerin ötesini aramalıyız. Öteler ötesi bizi bekleyen.