İnsanı diğer canlılardan ayıran en temel özelliklerden biri de zamanın farkında olmasıdır. İnsan geçmişi hatırlar, bugünü bilir ve geleceğin farkındadır.
Zamanda yolculuk yıllardır insanın kafasını meşgul eden konulardandır. Konuya ilişkin bilimsel çalışmalar yapılmasına karşın, bugünkü koşullarda zamanda yolculuk teorik olarak mümkün olsa da, teknik olarak mümkün görünmemektedir. Oysa evrensel bir sanat dalı olan müziğin eğlenmek, dinlenmek, sosyalleşmek, eğitim ve haz duymak gibi işlevlerinin yanına zamanda yolculuğu da eklemek yanlış olmaz görüşündeyim.
Spinoza geçmişte yaşadığımız sevinç ya da kederi bugün anımsadığımızda aynı duyguyu birebir yaşayacağımızı söylemektedir. Müziğin geçmiş zamana dair yaşantılara geri dönüp, o anı geri çağırma özelliğini insan kendi deneyimlerinden de bilir. On yıllar önce dinlediğimiz ve belleğimizde yer etmiş bir ezgiyi bugün dinlediğimizde geçmişe dönüp, aynı mekan ve zaman algısını yeniden hissettiğimiz olmuştur. Burada müziğin anılarımıza geri dönmemizi sağlayarak, o anı bire bir yaşıyormuş gibi hissetmemize olanak verdiğini söyleyebiliriz. Böylece bilinçaltımızda yer eden pek çok kalıbı bir ses, bir duyuş, bir tını ile yeniden harekete geçirerek ortaya çıkaran müzik, geçmişi bugüne taşımaktadır.
Tıpkı yüzyıllar öncesinde yanan bir yıldız ışığını bugün seyrederken olduğu gibi, yıllar önce dinlediğimiz bir şarkı ya da türküyü duyunca, geçmişe dönerek yeniden o anı- anları yaşamak, ne büyülü bir olanak değil mi?
Yoksa sizin hiç başınıza gelmedi mi?