Baskı baskıyı doğurur. Ve yaşanılan her sorun birbirini takip eden bir işteşlik niteliği kazanır. Bu nitelikler bizleri bugün şahit olduğumuz savaşlara götürür. Acaba kaçıncı savaş bu şahit olduğumuz, yaşadığımız, etimizde kemiğimizde hissettiğimiz veya oralı bile olmadığımız? İsimler değişiyor, coğrafya değişiyor ama ıstırabımız hiç değişmiyor. Ne yazık ki güneşin altında yeni bir şey yok. O güneşin altında kaybettiğimiz çok şey var ama hala ikna olamıyoruz değişmeye. Herkesin vicdanı hala bir kaya gibi tüm sertliğini koruyor, büyük bir yıkım hayatlarımızı tam orta yerinden vuruyor.

Pek çoğumuz gündelik yaşamında farkında olmasa da bu yıkım hepimizin geleceği için bir kıyım. Bu birbirine benzeyen kelimelerin anlamlarını yaşayarak tecrübe ediyoruz. Önce birbirimize kıyıyor sonra yıkıyoruz. Hiçbir haklılık ve başarı elde edemediğimiz bu dehşeti birbirimize yaşatmak için ilginç bir ısrarımız var gerçekten. Ve bu ısrarlar özellikle de birbirimize çok yakın olduğumuz insanlarla/komşularla/ ülkelerle yaşanıyor. Ve herkes yaşanan yangına bir odun atmak için hararetle fırsat kolluyor. Bu yangının hepimizin evinde çıkabileceğini ve bunun hiç de uzak bir ihtimal olmadığını anlamak tam anlamıyla mümkün mü, değil. Yoksa bu vahşetlerden zevk alan bir tarafımız mi var?

Görüyorum ki pek çok insan bir taraf olmak için taraf olmak istiyor. Bir düşünceyi bir grubu, bir eylemi desteklemek, fanatikliği dibine kadar yaşamak ve yaşatmak gibi bir arzuları da var. Belki sorsanız işin özünde kendileri de bu fanatikliğin sebebini tam olarak idrak edemeyebilir. Basit, yüzeysel cevaplarla kendilerini ifade etmeye çalışabilir.

Aslında bu eğilim bile hepimize çok net bir gerçeği açıklıyor. Bu gerçek esasen hepimizin bir kolektifin, birlik nosyonunun parçası olmak ihtiyacının dışavurumundan başka bir şey değildir. Tam olarak farkında olmasak da kendimizi bir yere ait hissetmenin, bu yerde anlaşılmanın, değer görmenin, arzu ve taleplerimize cevap bulmanın ihtiyacı içindeyiz. Kaçırdığımız nokta ise bir yeri, bir kalbi, bir insanı suistimal ederek, görmezden gelerek veya hesaba katmayarak birliğe, aidiyete, kolektife ulaşamayacak olduğumuzdur.

Bugün barış, adalet, iyilik adı altında yaptığımız tek şey bir tarafı yüceltmek, büyük görmek, diğer tarafı ise hor görüp, ezip, yok etmeye çalışarak sus payları ile sindirmeye çalışmaktır. Fakat insan egosu sindirilemez, bugün sindirildiğini düşünsek bile yarın daha korkunç bir şekilde karşımıza çıkıp bizleri yerle yeksan eder. Tek bir kişinin mutsuzluğu tüm dünyayı mahvetmeye yeter. Ve bu noktada hangi ulustan, hangi coğrafyadan, hangi kandan olduğunuz hiç fark etmez. Bu sarmal herkesi avucunun içine almaya ve gerçek bir terör yaratmaya yeter.

Dolayısıyla değişmekten başka bir yolumuz yok, bu bir tercih değil, zorunluluktur. Hissetmesek dahi hepimiz birbirimize karşı sorumluyuz. Bugün Ortadoğu’da yaşanan bir savaş hepimizin geleceğini çalmaya muktedirdir. Ya bu gemide hepimiz batacağız ya da hepimiz karaya beraber ayak basacağız.