Küçük bir kız çocuğuyum. Giysi dolabının önünde durup, hoşuma giden tüm kıyafetleri birer birer deniyorum. İçinde iyi hissettiğim bir kıyafeti seçip, annemin rujlarından sürüyorum dudaklarıma. Bir türlü beceremiyor, taşırıyor, dağıtıyorum. Topuklu bir ayakkabı seçiyorum kendime sonra, ama ayaklarım çok küçük, içinde kayboluyorum. Yine de üzerinde durmaya çalışıyorum, içini dolduramadığımı bile bile. Bir plazanın çatı katına çıkmış gibi hissediyorum bu ayakkabılarla; sendeleye sendeleye bir tur atıyorum odanın içinde!
Sonra nasıl hissettiğime bakıyorum. Bu kıyafetin kendi içimde buluştuğu küçük kız çocuğunu tarıyorum. Uyumlanıp uyumlanmayacaklarına bakıyorum. Aktif bir seyirci gibi kenardan izliyorum olacak olanı.
Küçük bir kızın giydiği bu kıyafet, içinde biriktirdiği, daha önce örttüğü insanların tüm deneyimlerini arşivlemiş sanki. Açıyor bu arşivi küçük kıza ve ‘Al’ diyor, ‘Neye ihtiyacın varsa onu al.’ Küçük kız mutlu! İstediğini alma özgürlüğü başını döndürüyor. Alıyor alabildiği kadarını, dolduruyor cebini. İnançları alıyor, doğduğu topraklara dair içine girmesi gereken takım elbiseleri, formaları alıyor. Nasıl konuşması, nasıl düşünmesi, nasıl hissetmesi gerektiğini söyleyen tüm paket hızla zihnindeki raflara oturuyor.
Çıkıyor dışarı bu kıyafetle, bu kıyafetin içine doldurduğu ama kendine ait olmayan seçilmiş deneyimlerle. Yaşamın içine karışıyor; okula, markete, lunaparka gidiyor bu kıyafetle. Çocuklarla, yetişkinlerle ve bambaşka kıyafetleri üstüne geçirmiş bir sürü insanla temasa geçiyor.
Onlardan bir sürü izlenim alıyor ve içine yerleştirilmiş olanla karşılaştırıyor. Anlıyor ki, üzerinde taşıdığı bu kıyafet, onun kıyafeti değil. Hızla dönüyor evine. Giysi dolabının önünde durup soyunuyor öfkeyle. Annesi geliyor yanına ve neden soyunduğunu soruyor. ‘Halbuki çok yakışmıştı bu kıyafetler sana’ diyor. Küçük kız o zaman anlıyor kimin kıyafetini giydiğini, aslında kendini kime benzetmeye, beğendirmeye çalıştığını. Ama kendi olmalıydı, annesi değil; annesinin kıyafetlerini de hızla çıkarmalıydı.
Büyüyor o kız çocuğu. Bir sürü dolaptan bir sürü insan giyiniyor. Giyindiği her insanla, dışarı çıkıp, insanların arasına karışıyor. Ancak o zaman anlıyor kimin kıyafetini giyindiğini, kimlere benzemeye çalışarak, nereye ait olduğunu.
Ustalaşıyor zamanla insan giyinme konusunda. Kendi sınırlarını ve sınırsız olabileceği alanları keşfediyor. Hissetmeye hem de çok derinlerde hissetmeye başlıyor. Giydiği kıyafetler, tarzı ve bedeni değişiyor.
Kendisi gibi hissedenleri arıyor. Yaşam plazasında bulunan bütün katlara inip çıkıyor. Her bir katta olan insanlardan giyiniyor. Kimi iç güdülerinin, yemenin, içmenin, pervasızca üremenin diktiği kıyafetin içinde mahsur, başka bir kata çıkmadan, ömrünü içine doğduğu katta tüketiyor. Kimi her şeyi para olarak görüp, kendine paradan tanrılar yaratıp, önünde eğiliyor. Kimi alkış peşinde, insanlara muhtaç şekilde yaşıyor. Kimiyse haykırmak, hissetmek ve konuşmak istiyor. Plaza, yaşamın plazası. Yaşamın her katmanına ev sahipliği yapıyor.
Küçük kız çocuğu kadın oluyor ve yaşamın her katında durup, o katın formasını, o katın insanlarını giyiyor. Kendi kıyafetini bulma tutkusu yüzünden her katı tek tek dolaşıyor. Giyindiği her insandan ona geçen deneyimleri filtrelemeyi öğreniyor. Bazılarına ‘Evet’ bazılarına ‘Hayır’ diyor.
Ama çok özlüyor. Hakikati, gerçekten konuşmayı, dinlemeyi, hissetmeyi ve üzerine giydiği yüzlerce insanı bir an önce soyunmayı, kendi olmayı, kendi kıyafetini dikmeyi özlüyor. Tamamlanmak için de olsa ne kadar da eksik olduğunu, eksik kaldığını bilmenin, bu açlığa rağmen devam etmenin yollarını arıyor. Tamamlanmaya ve tamamlamaya gitmek istiyor. Eksik olan parçayı, öbür yarısını arıyor.
Yeterince insanı giyindiğinde, deneyimlediğinde ve yaşama, yaşamın önüne koyduğu tüm deneyimlerin içinde durması gereken yeri bulduğunda, yaşamla dans etmeyi öğrendiğinde artık insan giyinmesi gerekmediğini anlıyor. İşte o zaman kendini küçük bir kız çocuğunun dolabında buluyor, sabırla o çocuğun onu giyineceği günü bekliyor.
Anlıyor ki, bu yolculuk kendinden kendineymiş; kendine gelmesi için önce kendinden çıkması gerekiyormuş!