Allah insana aşamayacağı dert vermez derler. Peki nasıl olur da kişi dertleri aşamaz ve intihar eder? Dedikleri mi yalan? Yoksa biz mi dertlere yaklaşmayı bilmiyoruz? Allah’ın adama ne verip vermediğini bilemem! Ama bu dünyaya bakınca hepimize giderek artan dertler silsilesi verdiği kesin! İster Allah diyelim ister hayat ya da bir başkası bize dert getirdi diyelim. Fark etmez! Sonuç itibarıyla başımız dertte!

Dertler biriktikçe ve gözümüzde çözümsüzleştikçe, kendimizi kurtarmak isteriz bunlardan. Hayat adama ölümden beter gelmeye başlar. Ancak intihar da bir çözüm değildir. Kişiye ilk etapta öyle gözükse de… Ama işin o kısmını başka bir sohbete bırakalım.

Tüm makalelerde belirttiğim gibi doğamız haz almak ister. Eğer haz alamayacağımı görürsem karanlık çöker. Hayata bakarım. Ararım: “Nasıl iyi bir hayatım olur? Nasıl mutlu olabilirim ve hayatta olumlu bir şey bulabilirim? Her şeyim olmasına rağmen mutlu hissedemezsem, yaşamın ne anlamı var ki?” derim. Böylece yaşamımı sona erdiririm. Dolayısıyla esas sorun hayatın bize getirdiği yük ya da zorluklar değildir. Hayatta nasıl mutlu olabileceğimizi bilmemektir. Çünkü önünde sonunda hangi sıkıntı ya da dert olursa olsun dersin ki: “Hayatta olur böyle şeyler! Ne yapalım? Oluyor!” Devam edersin hayatına…

Ama kişi önünde ya da geleceğinde haz, ışık ve en azından iyi bir tek şey bile görmüyorsa buna tahammül edemez. Bu tahammülsüzlük arttıkça hayattan kopmak ister. Tıpkı hayattan kopmak için birçok şeyin bağımlısı olduğu gibi…Bağımlılıklarımızda da olduğu gibi haz alma sürecini tamamlayınca, hayatın boş olduğunu görmeye başlarız. Böylece daha kritik bir döneme gireriz. Çünkü mutlu olmak ve haz almak için birçok şeyi denemişizdir. Ama bize kalıcı bir sonuç getirmemiştir.

Bu dünyada içinde bulunduğumuz bu doğa ile haz ve mutluluk alamayız. Genç nesil bunun farkına vardıkça intiharlar da giderek artacaktır. Çünkü kendisiyle hayatta ne yapacağını bilemeyen bir insan canına kıymaktan başka bir çare göremeyecektir. İntihar artışları giderek artacak ve toplumun bunun önüne geçmesi şu anki haliyle mümkün olmayacaktır. Yeni nesli anlayamayan ebeveynler ve politikacılar elbette bu soruna da çözüm getiremeyeceklerdir. Altmış, yetmiş yaşlarında biri yeni nesli nasıl anlayabilir ki? Anlamak istiyor mu ki? Şüphesiz bunun çözümü politikacılardan gelmeyecektir!

Yeni nesil hayatın boşluğunu hissettikçe amaçsız bir hayatın karanlığını algılayacak ve bu amaçsız gördüğü hayatı terk etmeyi isteyecektir. Toplumda giderek artan şiddet olayları da bu eğilimin önceden görülen sarsıntıları olacaktır. Kadın cinayetlerinden tutun da trafik canavarlığına kadar herkesin asabiyetten asabiyete giderek artan kötü eğilimi toplumda kargaşayı arttıracaktır.

Elbette mutluluğu isteyen insanın mutlu olması mümkündür. Ama doğru amacı ve doğru gelişimi sağlayacak çalışmayı yapmadığı sürece takip edeceği yol yukarıdaki gibi olacaktır. Hepimizin gelişen egoizm ile geldiğimiz noktanın ve içinde bulunduğumuz hayatın değerlendirmesini yapması gerekecektir. Çünkü hayat elbette amaçsız olmasa gerek!