Bilgeler der ki: “Öyle bir zaman gelecek ki bizler birbirimize, ‘İnsan nasıl bir şeydi?’ diye soracağız.

”İnsan, içindeki tüm kötülüğü en dip seviyede görmesine rağmen, o karanlığın üstesinden gelebilen, ona sırtını dönebilen ve kendi ruhunu karanlığa götürecek her türlü düşünce, arzu ve eylemden bilinçli bir seçimle arınabilen bir varlıktır. Dış dünyanın gözünde kaybetmeyi peşinen kabul eden, ama sandığından çok daha güçlü bir varlık! Kendi ruhunun derinliklerinde, zayıflıklarının üstesinden gelme gücünü bulabilen, tüm dünyaları içinde barındıran, katmanları bol bir varlık!

İnsanın Yolculuğu: Karanlıktan Aydınlığa

İnsan, sıfır noktasından başlayarak, insanüstü bir bilinç halini yaşamaya gönüllü olan, kendini tanıma ve aşma yolculuğunda cesurca adım atan, kalpleri titretecek hikâyelere imza atmaya hazır olan bir varlıktır. O, kendi kırılganlıkları ve korkularıyla yüzleşmekten çekinmeyen, duygularını ve içsel çatışmalarını yakıt olarak kullanan muhteşem bir varlıktır.

Ancak, çoğumuz bu potansiyeli henüz gerçekleştirmemiş, bu deneyimi henüz yaşamamışızdır. Birçoğumuz, bu deneyimi yaşayan insanlardan birine bile rastlamamış, kendi içsel şansını kaçırmış ve kendini “sadece kendini sevenlerin” olduğu bir dünyada kapana kısılmış bulmuştur.

Nerede Olduğumuzu Fark Etmek: İçsel Uyanışın Anahtarı

Eğer karşımıza böyle bir yazı çıksaydı, belki de ‘Bu ben değilim, bir başkasından bahsediliyor’ derdik. Ama bu, nerede olduğumuzu fark etmenin kolay olmadığının bir kanıtıdır. Aslında tek bir gerçek var: sandığımız yerde olmadığımız.

Bir yerden bir yere gitmek istediğimizde bile bir başlangıç noktası, ayaklarımızın yere bastığı bir yer gerekiyor, öyle değil mi? İşte insanın başlangıç noktası da, öncelikle nerede olduğunu bilmekle başlar. Nerede olduğumuz derken, fiziksel varlığımızın bulunduğu yerden değil, ruhsal ve zihinsel olarak nerede durduğumuzdan bahsediyorum.

İleriye Doğru Adım Atmak: İhtiyacımız Olan Sebep

Peki bizi ileriye doğru adım attıran güç nedir? Hiç düşündünüz mü? Bir sebep, güçlü bir sebep olmadan adım atamayız. Alacağımız bir şey olmadan kıpırdamayız bile. O halde insan, önce neyi almak istediğine karar vermelidir. Çünkü bu karar, ileriye doğru adım atmamızı sağlayacak gücün ta kendisidir.

İleriye doğru adım atmayı istemeyen, buna ihtiyaç duymayan bir insan, nasıl olur da evrenin daha derin bir katmanına gitme davetini kabul eder? Kabul etmez elbette. Önce bu eksikliği hissetmeli, bu ihtiyacı derinlemesine anlamalıdır. Bu da varlık düzeyinde gelişmişliğin bir işaretidir: Neye ihtiyacı olduğunu bilmek ve bu eksikliğin acısını kalbinin en derin yerinde hissedebilmek. Kalbinin sevme potansiyeli olan minik bir nokta dışında taşa dönüşmüş olduğunu fark etme cesaretini gösterebilmek…

Sonuç: İnsanın Kendi Gerçeğine Dönüş Yolculuğu

İnsan, gerçekte ne olduğunu anlamak için kendi içsel karanlığının derinliklerine inmek zorundadır. Kendi sınırlarını aşmak ve ruhsal potansiyelini gerçekleştirmek için atacağı her adım, sevginin ve anlamın daha derin katmanlarına bir yolculuktur. Kendini, sadece kendini sevenlerin dünyasından özgürleştiren ve gerçek sevgiye doğru ilerleyen insan, aslında insana dönüş yolculuğunu başlatandır… İnsan, sandığından çok daha fazlasıdır!