TBMM Bütçe görüşmelerinde söz alan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu: “Deftere yazdık, hesabını soracağız” dedi. Kılıçdaroğlu, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’ya yönelik de dört soru sorarak cevap vermesini istedi. Kemal Kılıçdaroğlu’nun bütçe görüşmesinde kürsüden yaptığı konuşma şu şekilde;
“7 kanun çıkardınız… Ben size “İradenizi ipotek ettiniz.” derken boşuna söylemiyorum. 7 kanun çıkardınız, 7 kanun. Çıkardığınız 7 kanunu 5 kez uzattınız; yetki verdiniz saraya ve Bakanlara, 5 kez uzattınız. “Uyuşturucu kaçakçılarının tamamının paralarını getirin Türkiye’ye ne yaparsanız yapın.” dediniz. “Parayı getirin.” dediniz. Bazı Alacakların Yapılanması Hakkında Kanun… Bakın, ne yazmışsınız? “Türkiye’ye getirilen varlıklar nedeniyle -yani dolar, para, avro, hisse senedi, altın- madde hükmünden yararlananlar ve bunların kanuni temsilcileri hakkında hiçbir şekilde…”
Bir: Vergi incelemesi, İki: Vergi tarhiyatıyla ilgili bir araştırma, Üç: İnceleme, Dört: Soruşturma, Beş: Kovuşturma, Altı: “Vergi cezası, idari para cezaları kesilmez.” dediniz.
Soruşturmayı kim yapıyor? Savcılık yapıyor, “Dokunmayacaksın.” diyor. Kovuşturmayı kim yapıyor? Hâkim yapıyor, dokunmayacaksınız diye. “Parayı getirin, ne olursa olsun getirin.” dediniz. Allah aşkına, akşam eve gittiğinizde evlatlarınıza sorun ya! Bu kanunun altına ben gittim, elimi kaldırdım ve bütün uyuşturucu baronları Türkiye geldi. Bu kara para konusunu en anlaşılır dille anlatmaya çalışacağım, iyi dinlesinler, bunları da çok iyi tanısınlar; çok açık konuşacağım, onun için “Din, iman için oy veriyorum.” diyen vatandaşım da dikkatle dinlesin, onun da dikkatle dinlemesini istiyorum çünkü sizin de bu konuda sorumluluğunuz var.
Bakınız, dünyanın en aşağılık insanları şüphesiz uyuşturucu kaçakçılarıdır. Bir daha ifade edeyim: Dünyanın en aşağılık insanları uyuşturucu kaçakçılarıdır yani uyuşturucu baronlarıdır. Uyuşturucu insan onurunu yok eder ve öldürür. Başınıza gelebilecek en korkunç şey uyuşturucudur. İşte, uyuşturucu baronları öldürerek zenginleşirler. Çoluk çocuk, kadın-erkek, yaşlı-genç onlar için fark etmez; biçer, geçerler. Peki, bu aşağılık insanlarla mücadele etmek için dünya ne yaptı, dünya ne yaptı? Kazandıkları parayı sisteme sokmaları lazım eğer paranın kaynağı yasal değilse sisteme sokamıyorlar, bankaya yatırırken soruyor: “Paran nerede kardeşim?” Ev alırken “Paran nerede kardeşim, nereden buldun sen bu parayı?” diye soruyor. Yasal dayanağınız yoksa bankaya yatırmaya kalkarsanız, başınız belaya girer, dünya böyle. Peki, milyarlarca dolar parayı bu yoldan kazanan bu aşağılık kişiler parayı sisteme sokmayıp ne yapacaklar? Depolamaları lazım. Milyarlarca doları nereye depolayacaksınız? Depolayacak yer yok bunlarda. Vergi de almadınız. Ya, konudan haberleri bile yok ya, hayret ediyorum ya, vallahi hayret ediyorum ya. Vergi de almadınız ya, vergi de almadınız ya. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) Milyarlarca doları saklayacakları bir depo yok, hadi depoyu buldun, o zaman satın alamadın, depoyu buldun, parayı depoya koydun ama bu para bir şeyi satın almana yaramıyorsa tuvalet kâğıdından öteye bir şeye yaramaz, satın alabilmen lazım yani sisteme girmesi lazım. Özetle sisteme sokmadığı takdirde bu paranın hayrını uyuşturucu baronu görmez. Şimdi buraya kadar her şey netti, net; dünya böyle mi? Evet böyle. Uluslararası kuruluşlar böyle mi? Evet böyle. Biz de söz verdik mi? Evet, söz verdik. Biz de böyle yapacağız dedik mi? Evet, yapacağız dedik. Ama saray ve şürekâsı ülkeyi batırınca, cari açık patlayınca para peşinde koştu “Nereden bulacağız parayı?” diye. Düzgün hiç kimse yatırım yapmayınca kapkaranlık bir şeye izin verdiler. Yeni bir yasal düzenleme çıkardılar -dediğim gibi 7 kez- özetle parayı getir, nereden kazandığını asla sormayacağım. Hiçbir vergi müfettişi, sormayacak, hiçbir vergi dairesi müdürü sormayacak, hiçbir savcı sormayacak, hiçbir polis sormayacak, hiçbir hâkim hakkında dava açmayacak; parayı getir, nasıl getirirsen getir. Akşam eve gidince evlatlarınıza bir sorun “Ben, bu kanun için el kaldırdım.” deyin, vicdani bir muhasebe yapın aranızda, vicdani bir muhasebe. Bu karar aşağılık uyuşturucu kaçakçıları için bulunmaz bir nimet oldu. Türkiye’yi kirli paralarının çamaşırhanesi hâline getirdiler. Yani bu paraları aldılar, getirdiler; hiç kimse sormadı, bankalara yatırdılar; yıkadılar, temizlediler, pirüpak yaptılar. Onlar için Türkiye kirli paralarının yıkanacağı, temizleneceği bir ülke hâline geldi. Koca Türk devletini mafya bozuntularına çamaşırhane yapanların Allah bin belasını versin diyorum! Bir daha söylüyorum: Allah bin belasını versin! Çünkü bir kereye mahsus yapmadılar, 2016’dan bu yana “Soru sormam, getirin paranızı. Soru sormayacağım.” dediler. Koskoca MASAK’ı devre dışı bıraktılar. Türkiye’yi gri listeye aldılar. Sanıyorsunuz ki Türkiye dünyaya kapalı ve Türkiye’yi bu yüzden gri listeye aldılar. Hangi ülkeler Türkiye gibi gri listede, okuyayım: Bahamalar, Barbados, Kamboçya, Gana, Panama, Uganda, Zimbabve, bir de Türkiye. Saray eliyle düştüğümüz lig budur. Ama bu süreçte ülkeye sadece para mı girdi? Hayır. Ey dindar kardeşlerim, ey inançlı kardeşlerim; tabii ki hayır. Uyuşturucu parası sahibini de getirdi. Adamın parası senin ülkende duruyorsa “Ben de geleyim buraya. Parayı bozduruyorum, bankaya yatırıyorum. Hiç kimse bana soru sormuyor.” dedi. “Ya, bu parayı, milyar dolarları uyuşturucudan kazandın.” “Olsun, ben yatırırım.” diyor. Herkesin keyfî yerinde, bunun da keyfî yerinde ve işlerini de yaşadıkları ülkeye getirdiler. Her yeri “meth”e çevirdiler “meth”e, biliyor musunuz? Siz uyuşturucunun yolunu biliyor musunuz? Afganistan’dan nasıl geldiğini biliyor musunuz? Sadece İran kapısından giren uyuşturucunun yıllık 50 milyar dolar olduğunu biliyor musunuz? Devlette bu konuda rapor olduğunu biliyor musunuz? Bilemezsiniz çünkü sizin göreviniz el kaldırıp indirmek, başka bir göreviniz yok. Bakınız, şu soruyu sorun: 10 yaşındaki çocuk uyuşturucuya nasıl alıştırılmış, 10 yaşındaki çocuk? Ya annesinin kafasını kesip sokağa attığı olayı duymadınız mı siz? Bakın, geldiler, uyuşturucu paralarını getirdiler, kendileri de geldiler, onlar da geldiler. Ne yaptılar? Türkiye’de at koşturdular. En önemli mafya liderleri, uyuşturucu baronları Türkiye’ye geldiler, Türkiye’de oturdular, Türkiye’de daire aldılar, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı için müracaat ettiler; ya, siz bunları bilmiyor musunuz Allah aşkına, sormuyor musunuz? kendi aralarında hesaplaştılar, mafya lideri geliyor yurt dışından, buradaki mafyayla –o da yurt dışından- hesaplaştılar ve öldürdüler onları; haberiniz yok mu? İşte o noktada bu baronlar burada at koştururken o zaman ne oluyor? Araya fotoroman malzemesi giriyor, o zaman başka bir şey giriyor. Emniyet güçleri paralize edildi, emniyet güçleri; emniyet güçlerine baskı yapılıyor. Mert emniyetçilerimiz, yürekli emniyetçilerimiz bu fotoromancıdan bıkmış vaziyette. Hikâyenin gerisini zaten herkes biliyor ama şunu unutmayın: Uyuşturucuyu da uyuşturucu baronunu da bu pisliğin önünü açanların tamamını da deftere yazdık, hepsinin hesabını soracağız, hiç kimse endişe etmesin. 4 soru soruyorum, içinizde yürekli 1 kişi varsa şu kürsüye gelir, İçişleri Bakanlığı bütçesi görüşülürken “Bu soruları Kılıçdaroğlu sordu, cevabını ver.” diye sorar:
1)Süleyman Soylu’nun “Cumhuriyet tarihinin en büyük uyuşturucu operasyonu.” dediği -ben demedim, o diyor- operasyonda nasıl oldu da herkes serbest kaldı? Ne oldu? Ben demiyorum, o söylüyor. İddianamede çıkarılan sanıklarla Soylu’nun oğlunun ne ilişkisi var? İstanbul Emniyeti, Soylu’nun oğlunun aracını sanıklara kiraladığı için mi aradı? Sorun.
2) Soylu’nun “Türkiye’den gönderdik.” dediği Sırbistan’daki uyuşturucu çetesi lideri nasıl oldu da İstanbul’un göbeğinde kendine özel bir hayat kurdu, İstanbul’dan uyuşturucu faaliyetlerini yönetti? Rakip çetesi nasıl elini kolunu sallayarak Türkiye’ye gelip onu öldürdü?
3) Kolombiya’da yakalanan 5 ton kokainin gerçek sahibi kim? Bir daha soruyorum: Kolombiya’da yakalanan 5 ton kokainin gerçek sahibi kim? Soylu, Kolombiya’daki makamlarla iş birliğine neden direndi?
4) Mustafa Çalışkan, yürekli bir Emniyet Müdürü. Mustafa Çalışkan’la ne derdiniz var? FETÖ’yle, uyuşturucuyla mücadele eden bu kişiyi neden bu konuma getiriyorsunuz?”