Alan paradoksal, şeyler dualitif iken ve biz zaten “bir” ve “bütün” iken.Tüm insanlık ailesinin ortak bir hikayesi varken, aynı anda senin hikâyen-hissin-mührün biricik iken. İçinde ve dışında tüm yaratımlarda her şey yolunda iken. Yolda giderken küfrün de, duygun da bir mantra edasıyla çalışırken. Velhasıl “develer ve pireler bilmem ne” ile hikâyem başlayıp bitmek zorunda değil ki! Döngüleri anlayıp, döngülerimi, korkularımı onurlandırdığımda yeni bilinç kapılarından içeri buyur ediliveriyorsun ve bundan haberin oluyor net! Çünkü İlahi’nin planı işliyor. İdrakin bir ve bütün için her an, an ve an bir niyeti var!
Ben de insan bedenimde bir deneyime davet edildim, idrakim niyetimle biricik kendimle eşlikçi olarak; bilincimin hem kendisi, hem kapısı, hem el vereni, hem dönüştüreni oluverdi şapşik!
Sorum şu aslında. Deneyimin içinden geçerken kendim miyim, hissini yaşamaya iznim var mı; bunu yaparken yeni bilincin izini sürüyor muyum?!
Kendine palavra sıkma bak be sevgili şapşiğim!
Zaten eğer kendime palavra sıkıyor isem, o oranda da savrulmalarla yolda al takke ver külah biraz da oyalanıyorumdur.
Anlayacağın burada ezberlerim, bilgilerim, kibrim geçer akçe değil. Her doğum bir ölümdür artık benim için! Yeni’ye hamileyim diyorsam, ölüme yatmaya gönlüm var demektir yahu! İzin vermediğimde ise ezber plak başa sarar anla; yani habire hamilesin de doğuramıyormuşsun gibi bir his!
İçinde yaşadığım sistem bana değersiz ve yetersiz hissettirmek üzere çalışıyor ve gördüğüm her şey ve herkes de buna bir düzeyden eşlik ediyor. Çünkü her şey ve herkes bir düzeyden kendini değersiz ve yetersiz hissetmekte. Aslında bunda da bir sakınca yok sanki. Sakınca kulübe katıldığın, toplu bilincin seline kapılıp kendini var etmek üzere başka bir seçeneğinin olmadığına, aksi taktirde ihtiyaçlarının karşılanmayacağına, yalnız ve itibarsız kalacağına, aşksız, parasız, ailesiz kalacağına inanmaya başladığında ortaya çıkmaya başlıyor.
Aksi gibi ölmezsin de; savrulup durursun. Çünkü bende eksik, yanlış bir şeyler olduğuna, haksız ve suçlu olduğuma inanmaya devam edip, nerede yanlış yaptığımı, neyi daha iyi yaparsam değerli ve yeterli hissedeceğimi, kendimi sersem gibi hisseder iken düşünmeye başladığımı gördüğümde ve işte o zaman, sen şapşiğim şimdi ve burada biricik yolunu bütünün içinde insanlık ailen ile dünya gezegeninde tecrübe ederken; ihtiyacın olan deneyimler ile kendi rüyanı yaratır ve yaşarsın! Ve bu kurduğum cümle dahi, kendimi suçlu ve kötü hissetmeme neden olabilir iken;
“Neden başıma bunlar geldi” diyorsam, “ne yani bu deneyimlerin hepsi mi benimle ilgili diyorsam” şeyler idrake o zaman düşmüyor be güzellik.
Zaten, burada herkes ve her şey değersizlik ve yetersizlik draması üzerinden bu oyunu oynarken hem de! O yüzden at çamuru izi kalsın da dönüp duruyoruz ya.
O halde, hepsi benimle ilgili değil, hepsi bütünle ilgili ve benim de bütündeki biricik rolüm ile ilgili gibi. Annem bilmem neydi, babam dağ idi ya da değil idi, kocan kaçıngan bağlanandı, çocuğun en büyük sınavındı, aşık olduğun adamlar narsist idi; tamam bunları sapta fakat sarma, oturup bir güzel yeme!
Benim şimdi ve buradaki işlevim nedir? Rengim nedir? Oluşum nedir? Mührüm nedir?
Bu insanlar rollerini hakkıyla yerine getiriyor, ya da canın kendi rolünü hakkıyla yerine getiriyorsun diye kendini habire kör kuyulara attığını fark et şapşik! Haaah işte, bunu fark ettiğimde oyun değişiyor! Bu su değişiyor, bu dünya ananın dönüşü değişiyor! Çünkü hissimin değişimi kaderimi değiştirenim oluveriyor!
Biricik büyülü yolum böyle böyle açılıyor!
Kanıta ve tanığa ihtiyacım yok!
Güya beni sevip alkışlasın diye bana kendini dayatanlara ve onlarla eski bilinç oyunlarına artık ihtiyacım, İHTİYACIMIZ yok! Game over , oyun bitti. ÇÜNKÜ YENİ’deyim içimdeki his yanlış değil, huzursuzluğum bundan, hastalığım bundan. Anlama ve iyileşme zamanı…