Her yolculuk gibi sanat yolculuğu da önce kendinden başlar. Öyleyse sanatçının derdi ilk önce kendini anlatmak olsa gerek. Başkalarını da anlatmaya başladığı zaman, gerçek sanatçı kimliğinden söz etmek yanlış olmaz.
Sanatçının bu yolculukta üç halinden söz edebiliriz; Çıraklık, kalfalık ve ustalık hali. Sanat serüveninin ilk uğrağı olan çıraklık döneminde toplumsallaşmak, sevilmek, göz önünde olmak ve övgü almak ister. Bu dönemde daha çok, sanattan haz almak yerine, görünür olmaktan, adından söz edilmesinden, övgü ve ilgiden haz almaktadır.
Estetik yargılarının geliştiği kalfalık ve özellikle ustalık döneminde ise, güzellik yaratmanın hazzını diğer gereksinimlerinin önüne koyar. Kendinden çok eserinin konuşulmasını, değer görmesini arzular. Güzellikten haz alan bu sanatçılar, adı unutulsa da eserleri yaşasın ister.
Burada sanatçıyı bir zorluk beklemektedir.
Kendi tanınsın eserleri unutulsun mu, yoksa
eserleri tanınsın kendi unutulsun mu? Elbette kendinin ve eserlerinin özel olmasını isteyen sanatçının, ikilemde kalması doğaldır.
Yüzyıllar boyunca adından söz ettiren eserler elbette sanatçısı ile birlikte anılır. Bu durumda geleceğe isimden önce eser bırakmak gerekir.
Unomuno’ ya göre; sanatçının asıl derdi ölümsüzlüğü yakalamaktır. Bunu da ancak geleceğe ölümsüz eserler bırakarak gerçekleştirebilir.