Çevremde karşılaştığım hekimlerin büyük çoğunluğunun sanatın herhangi bir dalıyla, özellikle şiirle ilgilendiklerini gördüm. Yazmak, bu riskli ve zor mesleği sürdürürken tutunabilecek bir dal olsa gerek. Sadece edebiyat değil elbette, bir şarkının tınısına, ya da bir fırça darbesiyle tuval üzerinde renklere karışmak da öyle…
Sanatın dönüştürücü gücü ile hekimlik mesleği arasında bir bağlantı olduğu düşüncesindeyim. Hekimlerin yenileyen, iyileştiren ve hayata yeniden döndüren eylemi ile, doğanın eksik bıraktığı yanını tamamlama olarak da nitelendirebileceğimiz sanatın benzer yönleri olduğunu söyleyebiliriz. Hem sanat eserine de yapım sürecinde, bir hekimin hastasına yaklaşımı kadar titizlik ve duyarlılıkla yaklaşmak gerekmez mi?
Diğer yandan ölüm- kalım meselesi ile sürekli sınanan hekimlerin, bir anlamda hayatın çetrefilli yanını anlamlandırma, sindirme, içselleştirme ve bir nevi sağaltım alanı olarak da görebiliriz sanata yönelik çalışmalarını.
Hekimlik mesleği de bir sanatçı edasıyla icra edilebilecek mesleklerdendir. En hassas ameliyatlarda ellerinin mahareti ile harikalar yaratan bir cerrahın sanat yapmadığını kim iddia edebilir?
Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesinin, 2022- 2023 dönemi müfredat programına “Tıp ve Sanat” dersini eklemesinin gerekçelerinden biri de bu olabilir. Benzer örnekleri çoğaltabiliriz.
Sanata yakın olmak kendine yakın olmak demektir. Yoksa yoğun meslek yaşantısında hekimler, yaşamın sıcak yüzü ile ölümün soğuk yüzünün kol gezdiği koridorlarda bir ömrü nasıl geçirebilir?
