Kadın ve erkek. Yaratılışın en net gerçeği, çarpışan egoların savaşı, verilen emeklerin ve sevginin ardından gelen birliğin sesi.
Hayatta gördüğümüz, duyduğumuz ve bildiğimiz her şeyin kaynağını kadın ve erkek varlığıyla açıklamak yanlış bir yaklaşım olmaz. Realitemiz iki temel güce ev sahipliği yapar. Bu güçlerin adı kadın ve erkektir. Kadın ve erkeğin arasındaki ilişkinin kalitesi ve doğruluğu; ailenin, toplumun, ülkelerin ve de dünyanın hayatını doğrudan etkiler. Yaşayan bir dünya istiyorsak tüm küresel krizlerden, savaşlardan, hastalıklardan ve sorunlardan önce kadın ve erkek arasındaki bağa bakmamız gerekir. İlk etapta bu sözlerim sizlere mantıksız veya saçmalık gibi gelse de takdir edersiniz ki dünyamızda gördüğümüz tüm kötülüklerin ve sıkıntıların insanlar arasındaki bozuk ilişkilerin sonucu olduğu aşikârdır. İnsan ilişkileri diye bas bas bağırarak anlatılmaya çalışılan şeyin ardında ise kadın ve erkeğin bağı yatar. Çünkü bu bağ iyi ve sağlıklı bir şekilde kurulmazsa sadece felaket ve ıstırap getirir ki insanlığın varoluşundan beri maalesef bunlardan başka bir tablo da göremiyoruz.
Kadın ve erkek ilişkilerinde düşülen en büyük yanlışların başında ilk görüşte aşk veya birbirini çabucak sevdiğini düşünme fikri gelir. Eğer sevgi bu kadar kolay ve yaşanabilir bir şey olsaydı muhakkak bugün daha iyi bir toplumun temsilcisi olurduk.
Tüm bunların yanında kadın ve erkek arasındaki bağ belki de dünyadaki en sıcak en tatlı ve en insancıl duyguların dışavurumudur. Bir kadının erkeğine güven içinde sırtını yaslayabilmesi, bir erkeğin kadınına bakınca içinin cız etmesi, ikisinin de arasına mesafeler de girse uzaklıklar da olsa hep berabermiş gibi hissedebilmesi ne kadar da muazzam bir şeydir! Şüphesiz bir kadın merhamet dolu bir erkeğin, bir erkek de kendine can olacak bir kadının varlığına adeta suya, ekmeğe, havaya duyulan ihtiyaç gibi ihtiyaç duyar. İnsanların yaşadığı depresyonların, mutsuzlukların ve korkuların başlıca sebebi tamamlanamamışlıkları gerçeğinin yüzlerine sessiz bir tokat gibi çarpmasından kaynaklanır. Farkında olmasa da insanın en büyük özlemi bir başkası ile bütünlüğe gelmektir.
Bugün kadın erkek ilişkilerinde muazzam bir serkeşlik ve başıboşluğun olduğunu görüyoruz. Kimse yara almak istemediği için birbiriyle bağ kurmak istemiyor. Kurulan yanlış bağlar, yanlış örnekler insanları daha da uzaklaştırıyor doğal olarak. Ve insan içsel bir özlemi olan tamamlamak ve tamamlanmak ile yara alma korkusu içinde inanılmaz bir dilemmaya giriyor. Esasen insanlar bir sevgi inşa etmeye korkuyor. Elbette kimseyi yargılamak veya yaftalamak kimsenin harcı değil ve de herkesin haklı olduğu çok yer var. Ve fakat korkularla yaşamanın da yaşamak olmadığını anlamamız gerekiyor. Bugünün kadın erkek nesline bakınca geçmişin izleri aranıyor, geçmişte de daha önceki zamanların izleri aranıyordu. Her nesil kendinden önceki nesili daha kötü durumda gördüğü için artık bu karşılaştırmaların bir sonu ve faydası olmadığını anlamak gerekiyor. Ve anlayacağımız ikinci önemli nokta hepimizin gerçek bir eşe sahip olmasının önemi. Bana sorarsanız bugün herkes gerçek bir eş arayışında ama bu arayışın farkında olan insanların sayısı pek de fazla değil. Genelde her iki taraf da anlık veya kısa vadeli mutlulukların peşinde olduğu için çoktan seçmeli opsiyonlar ile keyfine bakıyor. Ve gün sonunda kimsenin elinde ucuz ilişkiler dışında bir şey kalmıyor. Çünkü çok kadın hiç kadın, çok erkek hiç erkek demek aslında. O halde sadakati, neşeyi, umudu, üzüntüyü, kırgınlığı, merhameti, güveni ve daha milyon tane duyguyu deneyimlemek için önce doğru biçimde bir ilişki kurmak gerekiyor.
Elbette söylendiği kadar kolay olmayan bu bağın inşasında yanlışlar, hatalar çiftleri daha da ileri götürmek için bir kaldıraç etkisi olmalı. Yaşanan her sorunun veya güzelliğin sonunda çiftler çabaya devam etmeli, çabadan değil bireysel egolarından tasarruf etmeli. Gün sonunda kadın erkeğine, erkek de kadınına ait olduğunu hissetmeli ve şu meşhur sözün özü kalplerinde karşılık bulmalı: Senin olan senindir, benim olan da senindir.