Şimdi ve burada, tuhaf zamanların içinden geçiyorum. Bir şeyler giderek yoğunlaşarak ‘biz’ i sıkıştırıyor, savrulmalarımın acısı ve derinliği ansızın artabiliyor.

Sıkışık hissedişler, zor duygular, korku, hırs, öfke, keder vb. ile sarmalandığım anlar azımsanacak gibi değil. Olan; olanca gücüyle her yerimde, mücadele etmek boşa.Anlamak,istemek, sevgi ve gerçekleştirimime izin vermek…

Tam da en güvensiz, en köksüz hissettiğim anlarda sadece ve basitçe hayatta kalmak üzere mücadele ederken aslında güvende olduğumu hatırlamak belki… Sevilmek, görülmek, beğenilmek, onaylanmak üzere mücadele ederken (burada mücadele lafı az kalıyor, biliyorum) zaten koşulsuzca ve sonsuzda sevildiğimi hatırlamak belki…

En sevdiğimizi iddia ettiğimiz etkileşimlerimde bile sidik yarışına, güç savaşlarına, bitmeyen haklı-haksız tartışmalarına, ille de kazanmak arzuma saplanıp kaldığımda zaten bir kayıp-kazanç olmadığını, olamayacağını da hatırlamak belki…

İşte, bir kalp taşıdığımı hatırlamak, hiç unutmamak yahu Sevgili Şapşiğim! Ve fakat unutuyorum, hepsini ve her birini hep unutuyorum! Kendimden başlayarak herkese ve her şeye zorbalaşabiliyorum! Ve zorba da bir kurban, kurtarıcı da bir kurban. Şimdi yeniden hatırlamalıyım!

Ve böylece, heybemdeki iki şeyi anbean geliştirmeye bakmalıyım: Sezgiselliğimi ve işaretleri takip etme yeteneğimi. Ki bu; evrenin dişil-eril dansı, zıtların birliği ve zıtların birliği kendini daima bütüne adar aşkla, cesaretle, zarafetle, merakla, arzuyla, her nefeste…

Aksi, yani olana, dansa, aşk olmaya, meşk olmaya, olanın içinde olmaya direndiğimde isekalbim hep kör, hep çıkmaz sokaklarda, hep yalnız ve kimsesiz hissederek kanamaya devam ediyor işte!

O halde güzel sözler duymaktan, umuda tükene tükene bağlanmaktan ziyade kalbimde kendimden başlayarak bütüne duyuramadığımı duyurma zamanı, hizalanma zamanı! Yaralara iyileştirme gailesi bile olmadan bakma, zafiyetlerime kurtulma gailesi bile olmadan yaklaşma-yakınlaşma zamanı!..

Sen hiç ejderhanın gözlerine baktın mı Sevgili Şapşiğim?..