Yemyeşil çimenlerin üzerinde keyifle uzanıyorum. Güzel bir gün ve güneş ışığı içimi ısıtıyor, kan dolaşımım hızlanıyor ve neşeyle doluyorum. Birbirinden farklı çiçeklerin yaydığı kendine has kokular, anlam kazanmak için varacakları yere doğru yolculuğa çıkmış. Bütün bu kokuların birliğini, sindire sindire içime çekiyorum. Kokuların birliği ne güzel!

Gözlerim göğe bakıyor ve olup biteni gözlemliyor. Gökte süzülen kuşlar, rengarenk ve ahenk içindeler. Keşke ben de yerden göğe uzansam, masmavi semada onlarla dans etsem. Her birinden yayılan eşsiz cıvıltılar, hepsini bir işitiyor kulaklarım. Uzandığım yerden doğruluyorum. Sırtım dimdik, sanki koca bir sütuna yaslanmışım. Aniden hareket etmek istemediğimi fark ediyorum. Toprakla bütünleşircesine, tekrar yere uzanıyorum. Uyku bastırıyor, bütün bu ihtişama elveda deme vakti gelmiş olmalı. Keyfim kaçmaya başlıyor ve uykuya dalıyorum.

“Hav Hav.” İrkiliyorum, gözlerim açılıyor ve gün batmış. Uzandığım yerden doğruluyorum. Sırtımda bir ağrı… Kısa bir an, istemsizce, sırtımı yaslayacak başka bir sırt arıyorum. Karşımda bir köpek, bakışları gözlerimi eritiyor. Ve aniden, kendimi korku içerisinde buluyorum. “Benden ne istiyorsun?” “Hav Hav.” Bir an duraksıyorum, korkum yerini sükunete bırakıyor ve derin düşüncelere dalıyorum. Bir köpek, kendisi için bir şeyler istemekten başka ne yapabilir ki? “Hav Hav.” Yemek yemek istiyordur belki, belki de çiftleşmek istiyordur. Tebessüm ediyorum, umarım benimle çiftleşmek istemiyordur! “Hav Hav.” Çoluğa çocuğa karışmak mı istiyor yoksa? Herhalde bütün bu arzularını doyurmak istiyor olmalı. Belki de bir köpek sürüsünün lideri olmak istiyordur, gerçi pek liderlik vasfı yok gibi. “Hav Hav.” Kesin her şeyin kendi algıladığı gibi olduğunu, birçok şeyi, belki de her şeyi bildiğini sanıyordur, belki de bilmek gibi bir derdi bile yoktur. Ne kadar da ilkel bir varlık. Ne yazık! Dur, dur, bir dakika…

Başımdan aşağı kaynar sular dökülüyor. Ona bakarken, bir aynaya bakıyormuş gibi hissetmeye başlıyorum. Suratında bir gülümseme olduğunu fark ediyorum, öfkeleniyorum. Benimle dalga geçmeye mi geldin buraya? “Hav Hav.” Son sözünü söyleyip uzaklaşıyor ve gözden kayboluyor. Kendimle baş başa kalıyorum. İçimde giderek büyüyen karanlık bir boşluk, sanki bir ışıkla dolmayı bekliyor. Tuhaf bir hisle sarsılmaya başlıyorum. Öyle ki; dışarıda sandıklarım aslında içimdeymiş ve sanki benden başkası yokmuş gibi. Aklım bulanmaya başlıyor, aklımdakileri kusmak istiyorum. Ben köpekten daha acınası bir haldeyim. Kendim için bir şeyler istemekten başka ne yapabilirim ki? “Ver Ver.” Ben kimim? Buldum! Ben bir alma arzusuyum. Peki ben ne almak istiyorum? En güzel yemekleri mi, en güzel kadınları mı? “Ver Ver.” Çoluk çocuğa karışıp aile kurmayı mı? Çok para kazanıp, her çeşit arzumu sınırsızca doyurmayı mı? Saygınlık mı, birilerini yönetmeyi mi? “Ver Ver.” Yoksa kitaplar dolusu bilgiyi alıp, bir şeyleri bildiğimi sanmayı mı istiyorum? Ne kadar da ilkel bir varlığım. Ne yazık!

Artık aklımın bulantısına dayanamıyorum ve aklımdakileri kusmaya başlıyorum. Her ne elde edersem edeyim, her şey geçici değil mi? Koca kâinatta, koca sonsuzlukta yüz sene bile yaşamam sıfıra eşit değil mi? En güzel yemeği yesem, en güzel kadını elde etsem ne olacak? Bütün bu hazları aldıktan sonra, her seferinde içi daha da boşalan bir teneke haline gelmeyecek miyim? Her seferinde daha da fazlasını istemeyecek miyim? Bir köpek gibi, bunların derdine mi düşeceğim yani? Nereye varacak ki bütün bunlar? Böyle giderse, hiçbir şeyin tadı tuzu kalmayacak. Çocuklarım, torunlarım, bana saygı duyan ve yönettiğim insanlar da geçici değil mi? Zaten kısa bir süre sonra, beni hatırlayan kimse de kalmayacak! Dehşete düşüyorum. Gözümü kapatıyorum. Bir rüzgâr tarafından okşanıyorum. Hemen ardından, içim ferahlıyor. Bir şeyler bulmuş gibi hissediyorum. Gözlerimi açıyorum.

Evet, evet… Bir şeyler bulmuş gibi hissediyorum. Kendi iyiliğim için, doğanın kanunlarına göre bir hayat yaşamalıyım, bir ağaç gibi ihtiyacım kadarını alıp, gerisini başkalarının faydasına vermeyi öğrenmeliyim. İhtiyacım kadarını yemeliyim ve ihtiyacım kadar para kazanmalıyım. Bir eşim ve çocuklarım olmalı. Toplumda kabul görmem gerekli. Bunlar benim ihtiyacım! Büyük bir huzur denizinde yüzmeye başlıyorum. İşte bu! Bütün bunlar böyle olmalı, doğanın kanunlarına uyum sağlamalıyım. Bitkiler gibi, hayvanlar gibi, ihtiyacım kadarını almalıyım ve hayatı egoist arzularımı doyurmak için sömürmemeliyim. Yoksa bundan zararlı çıkan ben olacağım. Bir dakika, hala bir şeyler eksik. Ben daha fazla bilmek istiyorum! Bütün bunlar nereye varacak? Hakikati bilmem imkânsız mı?

Kendimi bir taş gibi cansız hissetmeye başlıyorum. Cevapsız kalıyorum. Kolumu kıpırdatacak güç bulamıyorum. Derin bir nefes alıyorum. Yukarıdan aşağıya, zincir halinde düşünceler kafama düşüyor. Dünyanın en zeki insanı olduğumu, dünyadaki bütün kitapların bilgisine aynı anda sahip olduğumu varsayıyorum. Bingo! Ben yine hiçbir şey bilemeyeceğim. Ne yaparsam yapayım, okyanustaki kum tanesi kadar yer kaplamayacak. Yaşarken mutlak gerçeği edinemeyeceksem, hiçbir şeyin anlamı kalmıyor ki. Yalanlar içinde yaşayıp, öylece yok olup gitmek istemiyorum. Varlığımın gerçek bir anlamı olmalı. Yoksa neden böyle bir arzuya sahip olayım ki? Ben kimim? Ben bir alma arzusuyum. Öyleyse, yapabileceğim tek şey, sadece arzulamak. Peki neyi arzulayacağım? Buldum! Buldum! Buldum!

Coşkuyla yerimden kalkıyorum. Şu ana kadar bildiklerimi, gerçek sandıklarımı, bütün geçmişimi, bütün arzularımı, bütün benliğimi unutuyorum. Sorularımın cevabıyla dolmayı bekleyen saf bir arzu haline geliyorum. Cevap için yakarıyorum. Haykırışım yerden göğe yükseliyor. Ben kimim? Bu hayatın anlamı ne? Keskin bir cevapla doluyor içim, sanki O’ndan başkası yokmuş gibi. Gözyaşı kapılarım açılıyor ve toprağı gözyaşlarımla beslemeye başlıyorum. Sarsılıyorum, basit ve karmaşık bir tohummuşum gibi hissediyorum. Yere düşüyorum. Kendimi toprağın kucağına bırakıp, toprağa ekiliyorum. Gözyaşlarımla yeşeriyor, büyüyor ve koca bir çınar olup göğe uzanıyorum. Aynı zamanda yerdeyim ve anne rahmindeki bir bebek gibi yerde uzanıyorum. Bütünlük içerisinde, güzel bir uyku çekiyorum.

Uyanıyorum. Görüyorum ki; gün doğmuş geceden. Duyuyorum ki, tüm karanlık, bütün ışığı hissetmek için. Yüzüm ışıkla aydınlanıyor. Ayağa kalkıyorum ve sırtımı güneşe vererek, önümdeki yolda yürümeye başlıyorum. Her şey yeni başlıyor, umut doluyum. Gözüm görmese bile, güneşin sırtımda olduğunu biliyorum artık. Yolda yürümeye devam ediyorum, ta ki eve varana dek. Evimi çok özledim.