Mesleğe ilk adım attığım yıllarda emeklilik sözcüğüne bile tahammülüm yoktu. Bu sözcük sanki o dönemde “dışarda bırakılmak, kenara itilmek” anlamını taşıyordu. Gençlik yıllarımda, bir gün meslekten uzaklaşıp inzivaya çekilmenin düşüncesi bile yoruyordu beni. Ancak gördüm ki zamanı gelince bırakmayı da bilmeli insan. Zaten bir işe başlamak, vakti geldiğinde bitirmeyi de barındırmaz mı içinde?

Zaman bana “artık emekli olmalısın” dediğinde doğrusu ikilemde kaldığımı da söylemeliyim. Bunca yıllık alışkanlıkları bir kenara bırakmak korkutucu gelmişti ne de olsa. Çevremden duyduğum; “çok sıkıldım ve mesleğe geri döndüm” söylemleri de kulağıma çalınıyordu sık sık.

Sonra gördüm ki emeklilikle emekli olunmuyormuş meğer. Emeklilik bir kenara çekilmek değilmiş. Hatta emekli olduktan sonra, meslekteki yoğunluğuma yakın, üstelik daha fazla bir yoğunlukla karşı karşıya kaldığım dönemler de oldu.  Bunu ilgi alanlarıma daha çok vakit ayırabilmeme bağlıyorum. Çalışma hayatımda kıyıdan köşeden bulaştığım edebiyatla ilgili çalışmalarıma, emeklilikten sonra daha çok zaman ayırabildim. Bu durum da hem emekliliğin tadını çıkarmama hem de ilgi alanlarıma yönelmeme fırsat verdi. Daha çok üretim yapabildim, düşünmeye ve yazmaya daha çok vakit ayırabildim.

Çoğumuzun düşündüğü gibi emeklilik; inzivaya çekilip, sabahtan akşama kadar oturup sıkılma zamanı değil. Emeklilik sonrası hiçbir işe bulaşmayan insan, zamanla kendine dönebiliyor. Kendini düştüğü girdabın ve amaçsızlığın içinde ne yapacağını bilemez bir halde bulabiliyor.  İnsanı sanıyorum en çok amaçsızlık yıpratıyor. İş yoğunluğunun tamamen bitip de evine dönerek, bir süre sonra sağlık sorunlarıyla yüz yüze kalanları duyuyoruz.  Sağlığın ne zaman bozulacağını bilemeyiz elbette. Ancak ister bir sanat dalı olsun, ister bambaşka bir uğraş, görüyorum ki insanın bir amacı olmalı. Az ya da çok ona vakit ayırabildiği zaman kendini daha iyi ve işe yarar hissediyor.

”Biz bu dünyaya hep bir iş yapmaya mı geldik? Hiç tembellik hakkımız olmayacak mı?” diye soranlarınız olabilir. Elbette olacak, olmalı da… Bu tamamen tercih meselesi. İnsan nasıl iyi hissediyorsa, koşulları elverdiğince öyle davranmalı. Ben kendimi şiirde buldum. Şiirin, edebiyatın, yazmanın, okumanın iyileştirici yönünü fark ettikten sonra ayrılamaz olduk. Kendimi en iyi şiirde anladım, anlattım.  Sağlığım el verdiği ölçüde yazmaya devam etme niyetindeyim.  Yazmanın sihirli gücüne inanıyorum. Bu sihirle sadece emeklilerin değil, dileyen herkesin karşılaşmasını ümit ediyorum.