Tüm yaşam, insanları okumaktan kendimizi okumaya, keşfetmeye getirmek istiyor sanki. Çünkü bir insanda bir şeyi görebilmenin tek yolu, o insanla aynı niteliğe sahip olmak. O nitelik, o yaklaşım bende yoksa göremem.
Bu yüzden, kendi dışımda gördüklerimi okuyabilme kabiliyeti beni bana atacak. Bu ise yaşam amacımı bulmamı sağlayacak. Ne için yaratıldığımı, varlığımın neye hizmet etmesi gerektiğini, tüm insanlık içerisinde olmam, tamamlamam, doldurmam gereken boşluğu gösterecek, zira her birimizin bütünün içinde, bir başkası tarafından doldurulamayacak, eşsiz bir yeri var.Bu yüzden, her birimizin kalbine kazınmış bir eğilim, bir yere, bir şeye, birilerine ait olma eğilimi var. Ama görünen o ki, henüz pek çoğumuz kendi eşsiz yerimizi bulamadık, zira dışımızda gördüğümüz dünya, kasıtlı olarak dikkatimizi başka yerlerde tutuyor. Amaca hizmet etmeyen, gelip-geçici, egomuzu hafiften okşayacak yerlerde kuruyoruz çadırlarımızı. Kalpler uykuda, akıl kendi kendini okşamakla meşgul, birbirimizden bihaber, anlamadan, hissetmeden, aramadan yol alıyoruz.
İnsanoğlunun bu zaafı pek çok şeyin icat edilmesini, pek çok şeyin her an pazara sürülmesini sağlıyor. Birinin zaafı, diğerini zengin ediyor. İnsan doğasını iyi tanıyanlar tarafından oyalanıyoruz. Oyalanmakla yetinsek iyi, aklımızı ve kalbimizi de onlara teslim ediyoruz.
Sosyal medya davranışlarımızı, iletişim biçimlerimizi, kendinizi sunma tarzımızı, iş hayatımızı, aşk hayatımızı, aile yaşantımızı bu eğilimler, insanın sahip olduğunu bile fark etmediği bu zaaflar belirliyor. Gittikçe artan bir hızda ete-kemiğe yaptığımız yatırımlar artıyor. Düşüyoruz, insanlıktan, insan olma yolundan, iyilikten, sevgiden, merhametten, sadakat ve saygıdan düşüyoruz.
Fiziksel dünyada bir hayat, zihin dünyasında başka bir hayat yaşıyor, duygusal dünyamızda başka birilerini oynuyoruz. Mesela bir insan fiziksel dünyada çok inançlı olduğunu ilan edip, sosyal medyada yapmadığını bırakmıyor. Mesela bir insan fiziksel dünyada erdemleriyle övünüp, kimse onu görmediği zaman şeytanın ta kendisi olabiliyor. Yani sürekli kıyafet değiştirip, kendi kötülüğümüzü besliyor ve hakikatten, kendi merkezimizden giderek uzaklaşıyoruz.
Biz insanlar, akılda, kalpte ve dış dünyada aynı kişi olduğumuz, aynı niteliklere tutunduğumuz, kendimize, niyetimize sadık kaldığımızda kendi merkezimizi bulup, o merkezden beslenmeye başlayacağız. Kendi merkezimizi bulduğumuzda ise hakikat alanına giriş izni alacağız. Aksi taktirde söylediğimiz her yalan, başkasını kandırmakla kalmayacak, kendimizi kandırmaya, merkezlenme şansımızı yok etmeye gideceğiz, tarifi imkânsız acılardan geçeceğimiz sert düşüşler karşılayacak bizi.
Başkasına karşı olan tavrımız, hayat yolculuğumuzu, neyi, ne kadar alabileceğimizi, neyi, ne kadar fark edebileceğimizi belirliyor. Ne veriyorsan onu alıyorsun, neye niyet ediyorsan onu buluyorsun, çalarsan soyuluyor, aldatıyorsan aldatılıyor, nefreti yaşatıyorsan nefreti buluyorsun.
Geçenlerde duyduğum şu söz beni derinden etkiledi: ‘Kişi neye talipse, o olur.’ Peki bizler neye talibiz? Daha zengin olmaya, daha popüler olup alkışlanmaya, daha çok insan tarafından takdir edilip, şişirilmeye, sevilmeye, sevmeye, anlamaya, hissetmeye, aydınlanmaya, aydınlatmaya, hakikate? Neye talibiz?
Sorunumuz şu ki, kendi doğamız hatta niyetimiz bile bizden gizli. Bu doğa, uzun çalışmalar, içsel dalıp-çıkmalar, kendi içindeki toprağı en kalın katmanına ulaşana kadar kazıp, ayıklamalar sonrasında ifşa olduğunda belki de kendimizden utanacağız. Ömürler boyu var olduğunu sandıklarımız yok olacak, yok sandıklarımız varlıklarını gösterecek. Herkes, her şey kendi yerini bulacak.
Öyle görünüyor ki, kendi dışımda olana nasıl yaklaşıyorsam, o ölçüde büyüyor ya da küçülüyorum, o ölçüde arınıyor ya da kirleniyorum, o ölçüde gerçeğe doğuyor ya da gerçekten dışlanıyorum. Neye yatırım yapıyorsam, ona dönüşüyorum. Doğru yaklaşımı ifşa edemezsem, bu dönüşümü yakalayamadan, fark edemeden yaşamımı, bana verilen şansı bir hiç uğruna çöpe atmış oluyorum.
Artık değerli olanı bulmaya, değersizden arınmaya, daha güçlü hissetmeye, anlamaya, yeniye, yeni bir niyetle başlamaya, birbirimize ne kadar bağımlı ve bağlı olduğumuzu fark etmeye, kendi dışımızda olanı başka bir gözle görmeye ve doğru yaklaşımı inşa etmeye başlama zamanı! Cesaret ve kararlılıkla yola çıkma ve yoldan çıkanlarla vedalaşma zamanı!
Bana kalırsa tüm yaşam hem kendimize hem de kendi dışımızda gördüğümüze karşı doğru yaklaşımı inşa etmeye hizmet ediyor. Deneme, yanılmalarla her birimiz doğru yaklaşımı arıyoruz.
Hayata aynı niyetle yaklaşanlar, aynı derinlikte yol almak isteyenler, aynı şavaş alanına korkusuzca girip, cesaret gerektiren yüzleşmelere talip olanlar birbirini arıyor. O güne kadar en değerlimiz gibi korumamız gereken şey, neye talip olduğumuzu hatırlamak olsa gerek! Neye talip olduğunuzu ne unutun ne de unutturulmasına izin verin, zira yaşamın içinde bunu unutturmaya çalışan pek çok şey var….