1960 yılında Dominik Cumhuriyeti’nde Rafael Trujillo’nun diktatörlüğüne karşı çıkan Mirabel kardeşlerin yaşamı , vahşi bir ölümle son bulmuştur. 1999 yılında Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda , 25 Kasım 1960 tarihinde gerçekleşen bu acı olaya atfen, kadına yönelik şiddetin sona erdirilmesi amacıyla 25 Kasım günü ” Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü” olarak ilan edilmiştir.
Kadına yönelik şiddet toplumsal cinsiyet eşitsizliğinden kaynaklanır. Ayrıca kadın ve erkeğin varlık aleminde eşit ve dengeli bir varoluşunun zorunlu olduğu bilincinin toplumsallaşmamasından kaynaklanır. Kadınların toplumdaki ikincil konumları sonucu yaşadıkları kadına yönelik şiddetin, pek çok çeşidi bulunmaktadır. En yaygın haliyle fiziksel şiddet, psikolojik şiddet, cinsel şiddet, ekonomik şiddet olarak sıralanabilir.
Bu şiddet türlerinin yanı sıra kadına yönelik dilde şiddet de çok yaygın bir şiddet türüdür. “İnsan ruhuna zarar veren dilsel şiddet ise muhtemelen en sık uygulanan şiddet şeklidir. Çoğunlukla “küfür” olarak algılanan bu ihlal şekli, gerçekte hakaret, tehdit, alay, iftira, kıyaslama, lakap takma, sözlerini çarpıtma vb. pek çok farklı görünüme sahiptir” (1) Dilde şiddet kadın ruh sağlığı üzerinde çok derin izler yaratmaktadır. Sözlü iletişim yoluyla kadının özsaygısını, özgüvenini zedeler ve kişilik bütünlüğünü olumsuz etkileyebilir. Sözlü olarak taciz, küçümseme, aşağılama, onur kırıcı sözler sarf etme, bağırıp çağırma, dedikodu, cinsiyetçi şakalar vb. dilde şiddet biçiminin değişik şekilleridir.
“Dilsel şiddet toplumda çoğu zaman önemli bir kişilik hakkı ihlali olarak addedilmez. Kırsal kesimde yaşayan kadınlara dair bir araştırmaya göre kadınların yaklaşık yüzde yetmişi dilsel şiddetin en belirgin şekli olan sözlü kavga ve küfrü, şiddet olarak etiketlememektedir. “ (2 ) Dilsel şiddet, fiziksel şiddet kadar belirgin olmasa da sinsice dolaşımdadır. Kadına yönelik aşağılayıcı dilin aile içinde sosyal yaşam içerisinde, medyada, ders kitaplarında sürekli sürekli tekrarı sorgulamayı bile gerektirmeyen, yerleşik ve normal bir hal almasına neden olmaktadır. Bu sebeple gündelik hayat içinde dilde şiddetin farkında olmak ve ona karşı duruş sergilemek bir zorunluluktur. Gündelik hayat içinde kadına yönelik dilsel şiddet pekçok şekilde karşımıza çıkar. İçinde yaşadığımız toplumda özellikle de atasözleri ve deyimler de çok sık dilde şiddete rastlarız.
Kadının toplumdaki yerini sınırlayıp onları belirli davranış kalıplarına sıkıştıran atasözleri ve deyimlerden sadece birkaçına birlikte göz atacak olursak :
“Kızını dövmeyen dizini döver.“ : Kız çocuğunun eğitiminde ,terbiyesinde en etkili yolun dayak olduğu düşüncesini açıklar.
“Saçı uzun aklı kısa.” : Saçı uzun aklı kısa” gibi ifadeler, kadınların fiziksel özellikleri üzerinden değerlendirildiği ve zekalarının küçümsendiği anlayışını yansıtmaktadır.
“Kız yükü, tuz yükü.“ : Kız çocuğunun varlığı ailede doğrudan dert sahip olmak demek, algısını pekiştirir.
“Kızın mı var derdin var”: Çocuğun mu var derdin var denilseydi ebeveynlerin çocuklarını büyütürken onlara dair sorumluluk ve endişe hissettiğinde söz edebilirdik. Sadece “kızın mı var derdin var” denilince kızlar dert kaynağı ve istenilmeyen cins olarak yansıtılmaktadır.
“Karı gibi ağlamak.” : Kadının duygulu değil de zayıf bir cins olduğuna işaret eder.
“Elinin hamuruyla erkek işine karışma.” : Kadın veya erkek cinsiyete bağlı olmadan insanın her alanda bilgi ve yeteneklerini paylaşma hakkını elinden alan ve toplumu birlikte inşa etmeninin önünü kapatan bir yaklaşım.
“Avrat malı kapı mandalı”, ”Karı malı hamam tokmağı.” :Kadının evlenmeden önceki malvarlığı ve evlilik sürecinde edindiği mal varlığını küçümseyen, değersizleştiren atasözüdür.
“Oğlan doğuran övünsün, kız doğuran dövünsün.” : Erkek çocuğu övünç kaynağı, kız çocuğu üzüntü kaynağıdır. Erkek çocuk doğurmak değerlidir o asıl cinstir kız çocuğu ise ikinci cins olduğundan üzüntü kaynağıdır.
”Şirret kadınlar “, “ Evde kalmış kız” gibi kalıp yargılar kadını küçümseyicidir.
”Kız almak-kız vermek” : Kadın alınıp verilen satılan bir nesneye indirgenmiştir.
“Kadın erkeğin şeytanıdır.” : Yine erkeği temel cins kadını ise, onu yoldan çıkaran kötülüklerin ana kaynağı ikinci cins olarak gösterir.
“Kadın erkeğin elinin kiridir. ” : İnsan için kabul edilemez ahlaki tarz ve davranışların erkek söz konusu olduğunda çok doğal kabul edilebilirliğinden söz eder.
“Erkeksiz avrat,yularsız at.” : Kadının yaşamında mutlaka bir erkeğin olması zira kadının yaşamında erkek yoksa dizginlenmeyen özgür kadın her türlü değersizliğe açık bir cinsiyettir. Kadını yalnızca erkek dizginlerse kadın insanlaşır, kendinden kıymeti yoktur..
Cinsiyetçi söylemlerin yerine kullanabileceğimiz alternatifler:
Adam gibi- Doğru düzgün
Adamakıllı-Layıkıyla
Adam olacak çocuk-Yetişkin olacak çocuk
Adam yerine koymak-Önem vermek
Erkeklik bende kalsın –Büyüklük bende kalsın
Hanım Köylü –Eşine düşkün
Bayan-Kadın
Bilim Adamı-Bilim insanı
Erkek sözü- Söz
Kadın kısmı –Kadınlar
Kız başına-Tek başına
İnsanoğlu-İnsanlık
İş adamı-İş insanı
Yılın adamı-Yılın insanı (3)
Bu ve benzeri cinsiyetçi söylem, atasözleri ve deyim örnekleri çoğaltılabilir. Bu ifadeler cinsiyet ayrımcılığını derinleştirici, toplumsal cinsiyet eşitsizliğini körükleyicidir. Çünkü kadın ve erkek varoluşun ve toplumsal yaşamın vazgeçilemez, eşit ve dengeleyici unsurlarıdır. Bu unsulardan birinin sürekli ikincil kalması ve her türden şiddetle her an, yüz yüze yaşaması toplumsal dengeyi ve toplumsal barışı bozar.
Bu nedenle, dilde şiddetin farkında olmak ve ona karşı duruş sergilemek, dilde barışı kurumsallaştırmak, sağlıklı iletişim ortamları yaratmanın ve toplumsal barışın korunmasının önemli bir parçasıdır .Toplumsal barış için insanca eşit bir gelecek için gündelik pratiğimizde anbean diğerini kendimiz gibi bilerek barış dilini kullanmak insanlaşmanın da pratiğidir.
Sevgi gönlünüzde, barış dilinizde, savaş tarihte kalsın!