Kadına Neden Şiddet? / Ruken Bayram
Doğa, toplum ve bilinç, evrensel yasalarla işler. Bu yasalardan biri de “zıtların birliği” yasasıdır. Yani, karşıt güçlerin bütünlüğü yasasıdır. Karşıtların varlığı, hareket, oluşum, gelişim, değişim ve dönüşümün de temel dinamiğidir. Eski, daima yerini yeniye bırakır. Yeni büyür, gelişir, değişir ve dönüşür.
Gece-gündüz karşıt ve aynı zamanda bir gündür. Sıcak-soğuk karşıt ve bir derece meselesidir. Siyah-beyaz karşıt ve ortak paydada renktir. Sevgi-nefret karşıt ama aynı zamanda aynı duygunun iki kutbuna yakıştırılan terimlerdir. Kadın-erkek birbirinden farklılık gösteren cinslerdir ve aynı zamanda ortak paydada insanlardır. Negatif ve pozitif de başlı başına iki ayrı zıt kutup iken, zıtların varlığı bir tarafın negatif, bir tarafın pozitif olması demek değildir. Siyah kötü, beyaz iyi değildir. Sıcak iyi, soğuk kötü değildir. Tatlı iyi, acı kötü değildir. Erkek iyi, kadın kötü veya kadın iyi, erkek kötü değildir. Birini kavramak, diğerini tutmak iyidir. Zıtların doğası, aynı şeyin, aynı bütünün farklı dereceleridir. Benzeyen ve benzemeyen ortak bir paydadır, nihayetinde aynıdır. Kadın ve erkeğin farklılık gösteren cinsler olduğu kabulken, onlar insan olmak gibi bir üst paydanın paydaşlarıdır. Biri olmazsa, diğerinin varlığı tanımlanmaya muhtaç kalır.
Hâl böyleyken, tuz niye kokmuştur? İnsanın bir yarısı diğer yarısı üzerine tahâkküme neden meyletmiştir ve günümüzde kadına şiddet neden bu denli ciddi bir toplumsal problem olarak karşımıza çıkmıştır? Bu şiddet doğal mıdır? Yani, şiddet doğadan mıdır?
Doğayı okuduğumuzda, elbette şiddetin varlığına tanık oluruz. Aslanın erkeği dişisine, dişisi erkek aslana şiddet uygulamıştır ve uygulayabilir. Fakat bir erkek aslanın, sistematik olarak dişi aslanı dövüp, ona şiddet uyguladığı görülmüş bir olay değildir. Doğal değildir. Bir at, çiftleşme döneminde dişisine tepkide bulunabilir, fakat sistematik şiddetine tanık olunmamıştır. Hayvanlarda şiddet, güdüseldir. İnsanlarda ise şiddet, egosal, kültürel ve toplumsaldır.
Modern dünyada kadının kamusal yaşam içerisinde daha fazla görünür olmasıyla kadına yönelik şiddetin artmasının paralel olduğu istatikseldir.
Bu bir olgu ise cinslerin modern dünyada kendilerini ‘tam’lamaları gerçeğiyle yüz yüzeyizdir. Kadının şiddete direnişi, insanlaşma sürecini tamamlamasına yönelik bir mücadeledir. ‘’Cinsiyetler arasında birinin diğerine üstünlüğü yoktur. Her iki taraf da kendilerini ve birbirlerini tamamlayarak, mükemmelliğe gelmek ister.’’