Dünya, görünmez bir kubbe gibi üzerimize yayılmış; yıldızlar, şehirler ve insanlarla dolu. Ancak, bu kalabalık ve yoğun görüntünün altında, birçok insan kendini yalnız hissediyor. Bu yalnızlık duygusu, sadece fiziksel izolasyondan kaynaklanıyor olamaz; aynı zamanda, ruhsal ve duygusal bir boşlukla da ilişkili olsa gerek. Peki, onca insana rağmen bu yalnızlık hissi nereden geliyor?

Belki de insanın yalnızlık hissi, içsel bir boşlukla, iç dünyasının, dış dünyasından farklı bir dil konuşma ihtiyacıyla ilişkilidir. Modern dünyada, teknolojinin nimetleriyle çevrili olsak da biz insanlar bağ kurma yeteneğimizi kaybediyoruz. Sanal dünyanın gürültüsü, gerçek bağları zayıflatır, gerçek bağlara olan ihtiyacımızın üstüne örterken, içsel dünyamızda fırtınalar kopuyor. Teknoloji bizi bir araya getiriyor gibi görünse de aslında bizi birbirimizden uzaklaştırıyor, çünkü gerçek bağ ve anlayış duygusu hızla yok oluyor.

Öyle görünüyor ki, her birimiz, kendimizi keşfetme ve anlama yolculuğunda yalnız başımıza ilerliyoruz. Kendi karanlık ve sert köşelerimizle yüzleşirken, başkalarıyla gerçek bir bağ kurmakta zorlanıyoruz. Bu içsel yolculuk, sadece kişisel gelişimimiz için değil, aynı zamanda başkalarıyla gerçek ve derin bağlar kurmamız için de önemli. Ancak, bu yolculukta iç dünyamıza başka birilerini almaya cesaret edemeyecek hale geldik, çünkü insanoğluna olan güvenimizi kaybettik.

Egoizm de yalnızlık duygusunun bir kaynağı olabilir. Modern toplumda, bireysel başarı ve rekabet ön planda. Kendi çıkarlarımızı ve hedeflerimizi takip ederken, başkalarını ihmal etme hatta yok etme eğilimindeyiz. Ancak, bu ego merkezli yaklaşım, gerçek anlamda bağ kurmayı engelliyor. Başkalarıyla gerçek bir bağ kuramadığımızda ise, yalnızlığımızı sevme, hatta geliştirme yoluna giriyoruz. Yalnız da geliştirilir miymiş demeyin! Şu an yaptığımız da tam olarak bu… Kendimizi kenara çekmek!

Hayatın anlamı ve amacı da insanların yalnızlık hissini etkileyebilir. Her birimiz, hayatımızın bir amacı olduğunu hissetmek istiyoruz. Ancak, bu amacı bulmak ve gerçekleştirmek kimileri için zor olabilir. Hayatın anlamını sorgularken ve amacımızı ararken, kendimizi yalnız hissedebiliriz. Ancak, bu arayış aynı zamanda bizi başkalarıyla bağ kurmaya ve ortak bir amaç etrafında bir araya gelmeye de teşvik edebilir. Öyle ya aynı şeyin peşine düşenler birbirini anlamaya ve bir süre sonra da sevmeye başlayabilir zira kalpleri aynı ateşle yanar.

Başarı ve mutluluk arayışı da yalnızlık duygusunu tetikleyebilir. Toplum, başarıyı ve mutluluğu dışsal faktörlere bağlıyor: para, güç, statü. Ancak, gerçek mutluluğu ve içsel huzuru, dış dünyanın fazlaca materyal ve kısa süren hazlarından değil, doğru bir şekilde inşa edilmiş iç dünyamızın bizi götüreceği yerden alabiliriz. Başarı ve mutluluk arayışında, dışarıya odaklanırken, içsel dünyamızı inşa etmeyi ihmal etmenin zamanı değil…

Yalnızlık duygusu derin, çok katmanlı ve karmaşık, ancak yine de kendimizle çalışırken bunu anlamak ve üstesinden gelmek mümkün. Gerçek bağları güçlendirmek, içsel yolculuğumuza odaklanmak, egoizmimizi fark edip, aşmak, hayatın anlamını bulmak ve içsel huzuru keşfetmek, yalnızlık duygusunu azaltmaya yardımcı olabilir. Birlikte, bu içsel ve dışsal faktörlerle mücadele ederek, gerçek bağ ve anlamı bulabiliriz. İnsan olarak, yalnızlık hissinin üstesinden gelebilir ve birlikte daha anlamlı bir hayat yaşayabiliriz zira hayat ancak birlikte gerçek bir yaşama dönüşebilir.

Bu yüzden kendini seçme, yoksa kendini ayrı ve izole edilmiş bir parça gibi hissetmeye devam edeceksin. Hayatı seç!