Büyümesi gerekir çocuğun.

Büyümek ise zor ancak kaçınılmazdır.

Kaçınılmaz olanı kabullenmek ise büyümeye doğru atılan ilk ciddi adımdır.

Ve var olmaktan nasıl kaçınamadıysak, yok olmaktan da kaçınamayız.

O nedenledir ki ,yok olacak olma gerçeğinden kaçmayı bir kenara bırakmalıyız.

Mutsuz olalım ve karalar bağlayalım diye söylemiyorum bunu. Aksine, gerçek ve kalıcı mutluluğun ne ve nerede olduğunu arayalım diye söylüyorum. Zira aramak insanın işidir. Nihayetinde bulunacak olan ise zaten bulunmayı bekliyordur…

İnsan nedir ki? Kimine göre evrenin merkezi, kimine göreyse değersiz bir toz parçası.

Bana kalırsa bu iki zıt bakış açısını bir araya getirebilirsek her ikisinin de doğruyu söylediğini göreceğiz.

Peki bunu nasıl yapacağız?

Belki de öncelikle hayatı “ben” algısından algıladığımızı fark etmemiz gerekiyordur. En basit tabiriyle, karşımızda duran bir insanı bile “ben”den bağımsız algılayamayacağımızı düşünüyoruz öyle değil mi? Çünkü aklımız bize ciddi bir argüman sunuyor: “Ben” olmazsam herhangi bir gerçekliği de algılayamam. Öyleyse geçici olmaya mahkum bir “ben”in algıladığı bir gerçekliğe nasıl gerçek diyebiliriz ki? “Ben” yok olduğunda bütün bu algıladığım gerçeklik de yok olacaksa “ben”in bir toz parçasından ne farkı var?

Peki “ben” tozunu nasıl silip süpürebiliriz?

Galiba bir şeyler buldum!

“Ben” olmadan var olmanın bir yolunu bulmalıyız! Yok olmadan mümkün mü bu? Bana kalırsa mümkün olan tek bir çıkar yol var ki o da “biz” olmak. Yani “ben”leşmek değil bütünleşmek lazım… İşte o zaman yok olmadan “ben” tozundan arınabiliriz.

Eee Özgün, “biz” olunca ne olacak? “Biz” olmadan, bunu tatmadan ne desek boş. Madem tek çıkar yol bu, öyleyse gerçek bir “biz” olmak için çaba sarf etmeli ve bunun ne olduğunu aramalıyız.

İnsan, hayatı ben ve hayat olarak yaşadığı sürece ölmeye mahkum. Ancak, hayatı biz ve hayat olarak yaşayabilirsek o zaman gerçek bir hayata merhaba diyebiliriz.

Evrenin merkezinde olduğumuz bir hayat, Biz ve Hayat!