Dışlanma, bireylerin sosyal gruplardan veya topluluklardan kasıtlı olarak hariç tutulması durumunu ifade eder.

Modern toplumlarda insanlar, genellikle bireysel başarıya ve kişisel çıkarlara odaklanırken başkalarıyla derin bir bağ kurmayı geri plana atarlar. Bu durum, özellikle sosyal ilişkilerin hassas olduğu ergenlik döneminde ortaya çıkar ve gençler arasında dışlanmayı tetikler. Harvard Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmaya göre, sosyal medya etrafında şekillenen ve bireysel başarı odaklı yaşam tarzının, gençler arasında dışlanmayı artırdığı ve yalnızlık duygularını güçlendirdiği tespit edilmiştir.

Bireyin toplumdan kopması, yalnızlık, öfke gibi duygusal sonuçlar doğurur. Sosyal dışlanma, bireyin içsel olarak kendini toplumun bir parçası hissetmediği noktada başlar. Sosyal dışlanmayı aşmak için bireyler arasında güçlü bağlar kurulmalı ve bağı teşvik eden bir eğitim sistemi ve sosyal yapı oluşturulmalıdır. Bu yapı; esasen kendimin dışındakileri hissetmeyi, kendimden çıkabilmeyi ve başkalarına dahil olarak karşılıklı yardımlaşmayı ve başkalarından sorumlu olmayı merkeze almalıdır.

Toplumda karşılıklı anlayış, hoşgörü ve bir başkasını hissetme; bir diğerini anlama kabiliyeti geliştirilmediği sürece bireyler kendilerini yalnız ve dışlanmış hissetmeye devam edecektir. Gençler arasında dışlanmayı önlemek için onların kişisel çıkarlardan ziyade iş birliği ve yardımlaşmaya dayalı bir bağ kurmalarına yardımcı olacak programlar ve eğitim yöntemleri geliştirilmelidir.