Matematik birçok öğrencinin okul yıllarında zorlandığı bir ders olarak bilinir. Bu derste başarılı olan azınlık ise genellikle matematikle uğraşmaktan büyük bir keyif aldığını söyler.
Peki neden bu derste başarılı olanlar azınlık? Bana öyle geliyor ki, bunun nedeni sadece formülü bilmenin bir matematik problemini çözmekte yetersiz kalması. Zira herkes formülü bilebilir ancak formülü pratik olarak uygulayabilmek ve nihayetinde problemi çözebilmek için onu içselleştirmek gerekir. Bir formülü içselleştirebilmek için ise bunu gerçek bir amaç haline getirmek, güçlü bir arzuya sahip olmak ve tüm engellere rağmen bunun için gerçek bir çaba harcamak gerekir herhalde, öyle değil mi? Bu derste başarılı olanların azınlıkta olmasının nedeni çoğunluğun bu konularda eksik olması ve belki de eksik olduğunun bile farkında olmaması olabilir mi? Hatta ve hatta işin en başında bile noksan olabiliriz. Yani formülü içselleştirmek bir kenara, formülü biliyor muyuz? Benzer şekilde, formülü bilmeyi gerçek bir amaç haline getirip, bunu gerçekten isteyip, tüm engellere rağmen bunun için gerçek bir çaba harcıyor muyuz?
Şimdi ise şu sorguya cevap aramaya çalışalım: Neden bu azınlık matematikle uğraşmaktan keyif alır? Çünkü kişi bir matematik problemine nasıl yaklaşacağını içselleştirmiştir ve probleme doğru bir tavırda yaklaşır. Böylece karşılaştığı problem kişiye bir tür oyun oynama hazzı verir ve tıpkı bulmaca çözüyormuş gibi, bu işten keyif almayı öğrenmiştir.Birde oturup beraber ders çalışacağın arkadaşların varsa, bu iş tadından yenmez, öyle değil mi? Arkadaşlarla beraber karşılıklı bilgi akışı yaratarak ders çalışmak çoğu zaman eğlenceli bir etkinlik haline gelir.Zira hem aralarındaki bağdan hoşnutluk duymuş olurlar, hem de problemin çözümü daha pratik ve kolay hale gelmiş olur.Böylece problem çözülür. Ta ki yeni bir problemle karşılaşana kadar… Şunu fark ediyorum ki buna benzer bir döngü genel hayatta da yaşam boyu devam edecek. Döngülerde yeteri kadar dönüp, problemler ve engellemelerden alması gereken dersi alanlar ise kazandıkları tecrübelerle erdemli hale gelecekler. Böylesine kişiler nihai başarıya ulaşacak olanlardır diye tahmin ediyorum.
Gerçekten de hayatımız matematik probleminin kendisi. Ve yine yaşamın ta kendisi bu problemleri çözmemizi istiyor. Problemsiz bir hayat olmaz, bu istesek de istemesek de böyle.Madem bu böyle, o zaman durumu kabullenip problemlere karşı bakış açımızı değiştirmek kendi yararımıza olacaktır diye düşünüyorum. Hayat bize yeni bir problem mi verdi? Öncelikle bu problemin formülünü bilmek için, daha sonra da formülü içselleştirip uygulayabilmek için çalışmamız gerekiyor. Yani problemi çözmeyi gerçek bir amaç haline getirmeli, bunu gerçekten istemeli ve tüm engellere rağmen kararlı bir şekilde gerçek bir çaba göstermeliyiz. Peki bunlar yetecek mi? Bana kalırsa hayır. Bir taraftan da neşe içerisinde ciddi bir puzzle oyunu oynamalıyız. Belki de en önemlisi, kendimize problemin çözümüne odaklı bir çevre inşa edip onlarla daimi bir alış veriş halinde olmalıyız. Yani bir nevi “puzzle”ın diğer parçalarını bulmalı ve onlarla bağ kurmalıyız. Zira bu “puzzle”ı yalnızca neşe, sevgi ve bağ içerisinde çözebilirsek mutlu bir şekilde hayat yolumuza devam edebiliriz.
Şimdi sizlere bir matematik problemi sormak istiyorum: Hayat bizden neden sürekli olarak problem çözmemizi istiyor ve biz hayatı duymayı nasıl başaracağız? Buyrun size gerçek bir matematik problemi! Madem öyle, o zaman kalplerimizi birleştirelim ve beraber ders çalışmaya başlayalım! Problemin çözümünü geciktirmeye ve yalnız başınalığımızda inatçı egoistler olarak kalmaya ne gerek var ki?