“İnsan, ruhunun hapishanesidir. Düşünceleri zinciri, arzuları ise kafesidir.” – Mevlana Celaleddin Rumi
Yüzyıllar boyunca, hepimiz gibi bizden öncekiler de varoluşunun en derin gizemlerini çözmeye çalışmış ve bu hayatın içindeki yerlerini keşfetmek istemiş. Kendilerine şu soruları sorup, her yerde bu sorulara cevaplar aramış: ‘Hayatın anlamı nedir? Bu evrendeki yerimiz ve görevimiz nedir? Manevi bir varlık olmak ne demektir?’
Bu sorulara kesin ve net cevaplar bulmak her zaman kolay olmasa da bu arayışın kendisi, bizi, kendimizi ve dünyayı daha iyi anlamaya yönlendirir. Bu da cevapların değil ama yolun kendisinin bir cevap olduğu anlamına gelir.
İnsanın ne kendi hakkında ne de kendi dışında kalan, kendi dışındaymış gibi hissettiği varoluş hakkında bir bilgisi ve de bir hissiyatı var. İnsanoğlunun en büyük sorunu, kendisinin dışında kalan hiçbir şeyi hissedemiyor ancak hissettiğini sanıyor olması. Gerçek bir aparata sahip olamadığı müddetçe de bu hapishanede kalacak olması!!
Ancak insana doğa tarafından verilen muazzam bir güç var. Bu anlam yolculuğuna çıktığında, ona yardım edileceği söyleniyor. Yeter ki arayışında samimi olsun ve bu konuda çaba göstersin.
Gerçek bir aparata sahip olabilmemiz için öncelikle bu aparattan yoksun olduğumuzu hissettiğimiz bir duygu durumuna gelmeliyiz. Bu da elimizdekilerin, anlam arayışında bize yetmediğini, ne olduğunu bilemesek bile, başka bir şeye ihtiyacımız olduğunu farketmemiz gerektiği anlamına geliyor.
Peki insanoğlunu bir taraftan geliştiren, bir taraftan da evrensel hakikatten uzak tutan şeyler neler olabilir? Öyle görünüyor ki, hiçbir niteliğimizi layığıyla kullanamıyor, nitelik ve arzu rafında ait olduğu yere yerleştiremiyor, dolayısıyla da işler hale getiremiyoruz. Bu elinde birçok kablo ve evine, kalbine elektrik, ışık almasını, çekmesini sağlayacak her şeye sahip olmasına rağmen neyi nereye bağlayacağını bilemediği için karanlıkta yaşayan küçük bir çocuğun durumuna benziyor.
Neyimiz eksik ki gerçek hissiyatlardan mahrum yaşıyoruz? Neyi yapabilme kabiliyetimiz varken, bu kabiliyetin farkında değiliz? Bu soruları pek çok kişi sormuş ve insanın neyin, nelerin üstesinden gelmesi gerektiğine dair kalplerine düşenleri bizlerle paylaşmışlar. İşte onlardan birkaçı:
İnsanın Kendini Düzeltmesinin Anahtarları:
•Egoyu Yenmek:
“Ego, ruhun katilidir.” – Dalai Lama
Ego, bencil arzuların ve kibrin kaynağı. Manevi bir varlık olmak için egomuzu görmemiz, gerekirse aşmamız, onunla nasıl çalışacağımızı bilmemiz ve ruhumuzun rehberliğine teslim olmamız gerekir.
•Korkuyu Doğru Çalışmak:
“Korku, zihnimizin bir hayalidir.” – Nelson Mandela
Korku, bizi sınırlayan ve potansiyelimize ulaşmamızı engelleyen güçlü bir duygu. Bu duyguları çalışmayı ve nerede, nasıl kullanabileceğimizi öğrenmeliyiz. Asıl korkumuz, manevi bir varlık haline gelememek ve hakikatle tanışmakla ödüllendirilmemek olmalı!
•Öfkeyi Doğru Çalışmak:
“Öfke, yanan bir kömür gibidir. Onu elinde tutan, en çok yanacak kişidir.” – Buddha
Öfke, yıkıcı bir duygu ve bizi kontrol altına alabilir. Öfkeyi bile doğru yönlendirmek ve içsel sistemimizden dışarı farklı bir form alarak çıkmasını sağlamak için mental güce, bu gücü yapılandırmaya ihtiyacımız var. Kendimizi güçlendirmeli ve bu öfkenin kaynağına inmekten, bize ne söylemeye çalıştığını araştırmaktan korkmamalıyız.
•Bağışlama:
“Affetmek, başkalarına bir lütuf değil, aslında kendine bir hediyedir.” – Maya Angelou
Kendimizi ve başkalarını affetmek, manevi yükselişin anahtarlarından biri olsa gerek ki bilgeler bu yükü taşımayı istememişler. Üzerinde hiçbir hükmümüzün olmadığı, kalmadığı geçmişe takılıp kalmak yerine, şu ana, şu anın bizlere sunduklarına, fırsatlara odaklanmalı ve geleceğimizi şu anda inşa etmeye başlamalıyız.
•Şükran:
“Sahip olduğunuz her şey için minnettar olun. Daha fazlasını elde edeceksiniz. Odaklandığınız şey çoğalır.” – Oprah Winfrey
Bunu yapabilmek için görmeye ve hissetmeye başlamalıyız ki bu da bizi geliştirir. Elinde hiçbir şey olmadığını sanan kişi, elindekiler tek tek alınmaya başladığında onların varlığını hissetmeye başlıyor. Bu uzun yıllardır gözlük takan ve bir süre sonra yüzünde bir gözlük olduğunu unutan, onu kaybedene kadar varlığından habersiz olan birinin durumuna benziyor. Her zaman yanınızda olan bir şeyin varlığını hissetmemeye başlıyorsunuz, ta ki o şey elinizden gider ve onun eksikliğiyle karşı karşıya kalırsınız işte o zaman yokluktan varlığı çalışmaya başlarsınız.
Peki bu muazzam anlam arayışında, insan kendine hangi sorular sormalı? İşte onlardan birkaçı:
•Ben kimim?
“Bildiğim tek şey, hiçbir şey bilmediğimdir.” – Sokrates
Gerçeği bulmak için, yaşam havuzumuzdaki varsayımları, yalanları temizlemeye başlasak iyi olur çünkü her şeyi bildiğini sanmak, yaşam merdiveninde bir kat daha çıkabilme yeteneğimizi elimizden alıyor. Her gün kendimizi sıfırlamayı ve yeniden inşa etmeyi öğrenmeliyiz.
•Bu dünyadaki yerim ve görevim nedir?
“Dünyaya bir ışık olmak için buradasın.” – Wayne Dyer
Birbirimiz için bir kaynak, bir ışık, bir anlam olmak ve varoluşumuzu anlamlandırma yolculuğunu birlikte yapmayı da öğrenmemiz gerekiyor. Hiç şüphe yok ki, hepimiz eninde sonunda bu yolculuğa çıkacağız.
• Başkalarına nasıl katkıda bulunabilirim?
“Başkalarına hizmet etmek, kendini geliştirmenin en iyi yoludur.” – Mahatma Gandhi‘
Kendisi konuşan başkalarını duyamaz’ derler. O halde duymak için önce susmam ve kimin, neye ihtiyacı olduğunu hissetmeye gelmem gerekiyor.
•Sevgi nedir?
“Sevgi, varoluşun en muazzam gücüdür.” – John Coltrane
Sevgi her şeyin şifası, her birimizin kalplerini yıkayacak tek güçlü aracımız. Sevemeyen bizlerin sevgiye gelmesi ve sevginin nasıl bir şey olduğunu birbirine hatırlatması lazım.
•Mutluluk nedir?
“Mutluluk, iç huzurdur.” – Dalai Lama
Mutluluk, bir sonuç, iyi işlenmiş bir tarlanın en muazzam meyvesidir. Ama bu süreçleri yaşamadan, atlayarak sonuca ulaşmayı beklemek aptallık olur, zira bilgeler ‘Ödül kedere göredir’ derler.Ne yaşarsak yasayalım, umudumuzu kaybetmeden, neyin mümkün olabileceğine dair en küçük bir hissiyata bile çok güçlü tutunarak, birbirimizi görerek, güçlendirerek, hissederek ve en önemlisi emin ellerde olduğumuzun farkındalığıyla yaşama, yaşamı taçlandırmaya devam o halde…