Home Köşe Yazarları Sanal Dünyada Mutluluk ve Aşk Arayışı / Yasemin Koçak Tezel

Sanal Dünyada Mutluluk ve Aşk Arayışı / Yasemin Koçak Tezel

0

Sosyal Medya Çağının İnsanları

İçinde yaşadığımız çağ, insanın mutluluk ve aşkı sanal dünyada, sosyal medya platformlarında aradığı bir dönem haline geldi. Peki, neden böylesine derin ve insani duygular, dijital ekranda bir “beğeni” ya da “yorum” ile tatmin edilmeye çalışılıyor?

Mutluluk ve Aşkın Dijitalleştirilmesi

Araştırmalar gösteriyor ki, sosyal medya platformları, bireylerin kendilerini ifade etme, toplumsal kabul görme ve duygusal-düşünsel ve fiziksel boyutta onaylanma arayışlarının merkezine yerleşmiş durumda. Özellikle genç nesiller arasında yapılan bir araştırmaya göre, katılımcıların %67’si mutluluğun sosyal medya üzerinden “beğeniler” ve “paylaşımlar” aracılığıyla elde edilebileceğine inanıyor. Aynı araştırma, kullanıcıların %43’ünün kendilerini “daha fazla sevgi dolu ve kabul edilmiş” hissetmek için sosyal medyayı kullandığını ortaya koyuyor. Bu istatistikler, sosyal medya platformlarının, insan psikolojisinin derin arzularını nasıl manipüle ettiğini gözler önüne seriyor.

1. Onaylanma ve Görünür Olma İhtiyacı: Sosyal Medya’nın Güçlü Cazibesi

Sosyal medya, bireylerin toplumsal kabul ve onaylanma ihtiyacını gidermede güçlü bir araç haline geldi. Sosyolog Sherry Turkle’nin yaptığı bir araştırmada, sosyal medyanın sunduğu “sürekli bağlantı” ve “anında geri bildirim” mekanizmalarının, insanlarda güçlü bir bağımlılık yarattığı ortaya konulmuştur. İnsan beyni, özellikle “beğeni” ve “yorum” aldığında dopamin salgılıyor ve bu da kısa süreli mutluluk hissi yaratıyor. Ancak, bu mutluluk geçici ve sürekli daha fazlasını istememize neden oluyor.

Turkle’ye göre, sosyal medya, kullanıcıların beğenilme ve kabul görme arzusunu sürekli besleyen bir döngü yaratıyor. İnsanlar, fotoğraflarını, düşüncelerini ve duygularını paylaşarak bir tür “onaylanma” arayışına giriyorlar. Bu, onların mutlu hissetmelerini sağlıyor gibi görünse de aslında yüzeysel bir tatmin sunuyor ve gerçek duygusal bağların yerini dolduramıyor.

2. Dijital Aşk ve İlişkiler: Samimiyet mi, Gösteri mi?

Dijitalleşen dünyada, aşk ve ilişkiler de büyük bir dönüşüm geçirdi. Günümüzde, birçok insan ilişkilerini sosyal medya platformları üzerinden başlatmakta, sürdürmekte ve sonlandırmaktadır. Bununla birlikte, yapılan araştırmalar gösteriyor ki, bu tür ilişkiler çoğu zaman derinlikten yoksun ve yüzeysel. Sosyolog Zygmunt Bauman, “akışkan modernite” kavramını kullanarak, modern aşkın ve ilişkilerin de “akışkan” olduğunu, sürekli bir değişim ve geçicilik içinde yaşandığını ifade eder.

Bauman’a göre, dijital platformlarda kurulan ilişkiler, gerçek bir samimiyet ve bağlılık yerine, daha çok bir “gösteri” halini almıştır. İnsanlar, aşklarını sosyal medyada “sergileyerek” bir nevi performans sergilemekte ve bu performansın karşılığında beğenilme ve onaylanma aramaktadır. Bu da, ilişkilerin samimiyetini ve gerçekliğini zedeliyor ve duygusal olarak tatmin edici olmaktan uzaklaştırıyor.

3. Sosyal Medyanın Yarattığı Yalnızlık Paradoksu

Sosyal medyanın sunduğu “sürekli bağlantı” illüzyonu, insanları bir arada hissettirirken aslında onları daha da yalnızlaştırıyor. Kaliforniya Üniversitesi’nde yapılan bir araştırma, sosyal medyada daha fazla zaman geçiren kişilerin, gerçek hayatta daha yalnız hissettiklerini ortaya koymuştur. Bu “yalnızlık paradoksu” özellikle gençler arasında büyük bir sorun haline geldi. Sosyal medya, bireylerin yüzeysel bağlar kurmasına neden olurken, derin ve anlamlı ilişkilerin gelişmesini engelliyor.

4. Gerçek ve Sanal Kimlikler Arasında Sıkışıp Kalmak

Sosyal medya, kullanıcılarına idealize edilmiş bir kimlik yaratma ve bu kimliği sergileme imkanı sunuyor. Ancak bu süreç, bireylerin gerçek kimliklerinden uzaklaşmalarına da neden oluyor. Harvard Üniversitesi’nde yapılan bir araştırma, sosyal medyada sergilenen benlik ile gerçek benlik arasında büyük bir uyumsuzluk olduğunu ve bunun bireylerde bir tür kimlik krizi yarattığını göstermektedir. İnsanlar, kendilerini olduklarından daha mutlu, daha başarılı, daha sevilen bir versiyonu olarak sunmaya çalışırken, gerçek hayatlarındaki tatminsizlik ve mutsuzluk daha da derinleşiyor.

Dijital Çağda Gerçek Mutluluğun ve Aşkın Anlamını Yeniden Keşfetmek

Sosyal medyanın insanları birbirine bağladığı kadar, onları yalnızlaştırdığı, gerçek duygusal bağları zayıflattığı ve sahte bir mutluluk algısı yarattığı bir gerçek. Ancak, bu platformların sunduğu yüzeysel tatminin ötesine geçerek, gerçek mutluluk ve aşkın anlamını yeniden keşfetmek de mümkün. İnsanlar, dijital dünyanın illüzyonlarından sıyrılarak, kendileriyle ve başkalarıyla olan bağlarını yeniden tanımlamalı, gerçek samimiyeti, derinliği ve anlamı aramalıdır.

Böylelikle, gerçek mutluluğu ve aşkı arayanlar, bunu ekranda değil, gerçek hayatta, anlamlı ilişkilerde ve derin bağlarda bulabilirler. Sosyal medya, sadece bir araç olmalı; mutluluğun ve aşkın kaynağı değil.

Gerçek hayatın zorluklarından ve sorumluluklarından kaçmak isteyen birçok insan için sosyal medya platformları, bir tür “aşk yuvası” haline gelmiştir. Ancak bu alanlarda gelişen ilişki dinamikleri, giderek daha yüzeysel ve geçici hale geliyor. “Biri olmazsa öteki” anlayışı, çoklu yazışmalar ve denize olta atar gibi rastgele bağlantılar kurmak, bireylerin ruhlarında derin izler bırakıyor. İnsanlar, bir mesaj kutusunda cevap bekleyen yüzlerce seçeneğin arasında, karşı cinsi bir “kullan-at” telefonu gibi görmeye başlıyor. Ancak bu davranışlar, ilişki kurmanın ve gerçek bağlar oluşturmanın anlamını yitirdiği bir dünyayı beraberinde getiriyor.

Bu dijital “oyunda,” insan doğasının oyun oynamaya olan eğilimi, oyundaki duyguların gerçek olabileceği ihtimalini göz ardı ediyor. Kalpler, kısa süreli tatminler ve sahte mutluluklarla dolup taşarken, ruhlar bu kısır döngünün içinde her geçen gün daha da yara alıyor. İnsanlar, her seferinde farklı bir versiyonlarını sunarak beğeni toplamaya çalışırken, hayatın gerçek anlamından bihaber bir şekilde, gittikçe yalanın içine daha fazla batıyor.

Oysa insan ruhunun derinliklerinde var olan asıl ihtiyaç, kalpten kalbe kurulan bağlardır. Modern dünyanın dijital karmaşasında kaybolmuş olan “sevgi, saygı, sadakat” gibi kutsal kavramlar, günümüzde sanki en karanlık köşelerde can çekişiyor gibi görünse de, onları yok saymamak, yüz çevirmemek en insani görevimizdir. Çünkü bu değerler, insanın özünde bulunan, hayatın gerçek anlamını ve derinliğini sağlayan köklerdir.

Bugün, sevgiye dair hislerimizi “beğeni” ve “yorum”larla tanımlayarak, duygusal ihtiyaçlarımızı dijital ortamlarda gidermeye çalışıyoruz. Ancak unutmamalıyız ki, gerçek sevgi, göz göze gelmekte, dokunabilmekte, yanında durabilmekte; gerçek bağlılık, acı çekerken bile yanında olmayı seçebilmekte saklıdır.

Sosyal medyanın parlak ekranları ardında kaybettiğimiz o değerli “kalpten kalbe bağ,” belki de bize, insan olmanın ne demek olduğunu yeniden hatırlatacak tek şeydir. Çünkü gerçek aşk, bir ekranın ötesinde; sevgi, saygı ve sadakatle beslenen, hiçbir algoritmanın hesaplayamayacağı derin bir bağdır. Dijital dünyanın sahte tatminlerinden uzaklaşıp, bu değerlerin ışığında yolumuzu bulmaya çalışmak, ruhumuzu iyileştirecek tek gerçektir.

Bunu başarabilenler, sosyal medyanın ötesinde yaşamaya başlayacak, kendilerini ve sevdiklerini bu çöküşten korumayı başarabilecekler zira insanın sevgiyi yaşama ihtiyacını hiçbir sosyal medya platformu gideremeyecek.

Exit mobile version