Sen bakma onlara güzel varlık, onlar asıl güzelliğin nerden geldiğini, onunla kıyafetlenme, tüm hücrelerimizi hakikatle giydirme şansımızın olduğunu bilmiyor. Onlar, çok ama çok kirli bir nehirde kendilerini akıntıya bırakıp, tıpkı kadehler dolusu şarapla sarhoş olmuşçasına kendilerinden geçiyor. Bir süre sonra neyin içinde olduklarını bile unutuyorlar. Sen bakma onlara, uzattıkları o eli de tutma!

Herkesin yaptığını yapıp, herkesin gittiği yere gitmek zorunda değilsin. Sen öze, kaynağa, hakikate davetlisin. Bırak herkesten onay almayı! Herkese rağmen yap, herkese rağmen savaş, herkese rağmen sus ve herkese rağmen vazgeç! Bil ki, en fazla alkışı, en değersiz olan alır, zira değerli olan kendini sadece birkaç göze gösterir.

Çirkinlik dolabının cazip kıyafetleri var. Kendini ‘güzel’ gösterme zorunluluğu yüzünden kıyafetleri göz alıcı. En muhteşem makyaj malzemeleri, en çirkinlerin ihtiyacı yüzünden bu kadar muhteşem kapatıcılara dönüşüyor. Sen bakma parlatılmış olana, yeterince yakından bakarsan neyi örtmek üzere bunu yaptıklarını görürsün.

Bırak kazanmış görünsünler, bırak zevkle sarhoş olmaya devam etsinler. Kenara çek kendini. Yeterince uzağa çekildiğinde, artık seni etkileyemediklerinde, eskiden gözüne çok ama çok güzel görünen, o kadar da güzel görünmeyecek.

Sen içeride büyümeye, arınmaya, ayıklama, izlemeye, vazgeçmeye ve vazgeçilmeye devam et. Dışarıdaki şatafatın seni yutmasına izin verme. Ordaki nehir, kötülüğü, her şehrin ortasından akıtıp, şehirleri baştan aşağı, aşağı dünyaların karanlığıyla birbirine bağlıyor. Yeterince kötüysen, kötülüğün cazibesi başını yeterince döndürüyorsa, kendini orada buluyorsun. Onların birbirini onurlandırma şekli bu! Hiç kimsenin arınmasını istemiyorlar. Nasıl ki, sarhoş masasında ayık adam istenmiyor, senin de ayılmana izin vermiyorlar.

Bırak herkes yalan söylesin, birbirine ihanet etsin, varı yok, yok olanı var kabul etsin; bırak şık kıyafetler giyerek birbirlerinin kuyularını ziyaret edip, kendilerini, kendi kötülüklerini kutsasınlar, baş tacı edilip, onurlandırılsınlar.

Sen bakma onlara güzel varlık! Bundan çok daha fazlasını hak ediyorsun. Asla yalnız olmadığın, mutsuzluğun tek bir hücrene bile dokunmayacağı bir yerin yolcususun sen. Bütün dünya bu kötülükten uyanman için haykırıyor. Düşme herkesin düştüğü yerde. Kapılma bu parlatılmış cazibeye.

Sen içeride yap şatolarını, içeride yap kutlamalarını. Sessizce davet et içeriden içeriye köprüler atmış olanları. Dışarıda bambaşka bir dünya devinirken, içeride kur üst dünyaları!

Nihayetinde kandırdığın, ihanet ettiğin, saldırdığın, ayaklarının altına alıp, ezip, parçalamaya çalıştığın herkesin aslında kendin olduğunu, kendini yalnızca kendi boğazını kesmeye adadığını anlamaya, aymaya davetlisin. Sen onlara bakma, onlar bilmiyor… Değerini neye sahip olduğun değil, nelerden vazgeçmeye hazır olduğun belirler, onlar bilmiyor, sen onlara bakma!