İnsan geçmişinin ve çevresinin toplamıdır. Dolayısıyla geçmişten getirdiği yaşanmışlıkların travmatik izlerini de beraberinde taşır. Özellikle 21. Yüzyıl insanı yalnızlık ve travmalarla baş etmek zorundadır. Tüm bunların etkisiyle kozasına çekilen insan gittikçe daha da yalnızlaşmaktadır.
İnsanın en büyük sorunu anlaşılamama ve kendini ifade edememe sorunudur. İnsan kendi kategorilerine göre bir dünya kurar ve buna göre karşı tarafı algılar. İnsanlar kategorilerine uymayanları ve kategori edemediklerini yargılar.
İnsanın kendini anlamak gibi bir zorunluluğu vardır. Spinoza’nın bize duyurduğu gibi; insan bire bir fikre sahip olduğu olay ve durumlarda etkindir. Acısını anladığında ancak onun karşısında kederlenmeden durabilir ve sevinç duyar.
İnsan bilinci algılardan oluşmuş bir dünyadır. Bilinç halindeyken, bilinçaltını işin içine katmadan, insanın kendini tamamen anlayıp tanıması olanaksızdır. Bilinçaltında yer edinen kısımsa ancak çeşitli çözümlemelerle , rüyalarla ve sanatla duyulabilir. Sanatın herhangi bir dalı insanın kendini anlamasını sağlayabilecek en iyi yollardandır. Sanat iyileştiren bir etkiye sahiptir. Özellikle şiir iyi bir sağaltım yoludur. Şiir, bilinçaltımızda saklı acıları estetize ederek gün yüzüne çıkarmaktadır. Bu da şiir yazanın iç dökümü olarak da kabul edeceğimiz şiirin iyileştiren yönüdür. Sadece şairi değil, şiir okuru da kendinden bir şeyler bulduğu, içselleştirdiği şiirlerle aynı olumlu etkiyi yaşayabilir.
Yapay zekanın edebiyata da müdahil olmasından bu yana, şiir de bitme tehlikesi ile karşı karşıyadır. Ancak yine de insan şiir yazmalıdır. Önce kendisi için yazmalıdır. Kendini tanıma ve kendini iyi ifade edebilmek için yazmalıdır. Şiiri iyi bir sağaltım yolu olarak görmek, yazmak ve okumak için en iyi nedenlerdendir.