Suçun temelinde insanın doyumsuz egoist yapısı yatmaktadır. Her insan, kendi arzularını tatmin etme dürtüsüyle hareket eder ve bu dürtü, başkalarına zarar verme pahasına bile olsa tatmin arayışına yol açabilir. İşte bu bencil dürtülerin kontrolsüz bir şekilde ortaya çıkması, suçun doğmasına sebep olur.

Adaletin sarsılması ise toplumsal çöküşe neden oluyor. Toplumda adalet duygusunun zedelenmesi, suçun artmasına zemin hazırlar. Yüksek mahkemelerin bile çelişkili kararlar aldığı bir ortamda, adaletin kişilere göre değişebileceği algısı yaygınlaşır. Bu da suça meyilli kişilere cesaret verir ve toplumsal düzeni tehdit eder. Adaletin sağlam temellere dayanmadığı bir toplumda, kaos ve güvensizlik hakim olur.

Toplum hem zehir hem panzehir olabilir. İnsanı suça iten veya suçtan alıkoyan en önemli faktör toplumdur. İyi bir toplum, kötü karakterli bir insanın bile ıslah olmasına yardımcı olabilirken, kötü bir toplum, iyi bir insanı bile yozlaştırabilir. Bu nedenle, toplumun eğitimi ve ahlaki değerlere sahip olması hayati önem taşır.

Suçla mücadelenin en etkili yolu eğitimdir. Cezalandırma, suçlunun eylemlerinin sonuçlarıyla yüzleşmesini sağlayabilir, ancak asıl amaç onu rehabilite etmek ve topluma faydalı bir birey olarak geri kazandırmaktır. Cezaevlerinde verilecek mesleki eğitimler ve toplumsal destek mekanizmaları, suçluların topluma uyum sağlamalarına katkı sağlayabilir.

Suç oranlarının artmasında utanç duygusunun azalmasının da etkisi vardır. Eskiden, bir suç işleyen kişi, toplum tarafından dışlanırdı. Ancak günümüzde, küreselleşmenin de etkisiyle, insanlar mekân değiştirerek bu utançtan kurtulabiliyor. Bu da suç işleme eşiğini düşüren bir faktör olarak karşımıza çıkıyor. Toplumun suça karşı net bir tavır alması ve suçluları dışlaması, suçun caydırıcılığını artırabilir.

Esasen doğada ceza yoktur, her şey bir denge içindedir. Kurt, açlığını gidermek için zayıf ve yaşlı hayvanları avlar. Bu, doğanın kendi kendini temizleme mekanizmasıdır. Hayvanlarda özgür seçim gibi bir seçenek yoktur. Doğalarının dürtüsel olarak onlara yaptırdığı eylemlerden dolayı, hayvanlarda suç ve ceza kavramı da yoktur.

İnsan da doğuştan gelen nitelikleri üzerinde özgür iradeye sahip değildir. Ancak toplum ve eğitim, insanı şekillendirip ona bir seçim şansı verebilir. Habil ve Kabil hikayesinde de görüldüğü gibi, insanın içinde hem iyi hem de kötü eğilimler vardır. Önemli olan, bu eğilimlerden hangisine yenik düşeceğimizdir. İnsanın maneviyatı çerçevesinden bakar isek, tek suç, başkasına iyilik yapma fırsatını kaçırmak veya kötü arzulara yenik düşmektir.

İdeal bir toplum, suçun ve cezanın olmadığı bir toplumdur. Bu, ancak özgecil niteliklere sahip bireylerin yetiştirilmesiyle mümkündür. İnsan doğasını ve doğa kanunlarını anlatan bir eğitim sistemi, bu hedefe ulaşmada önemli bir rol oynayacaktır.

Günümüzde adalet duygusu zedelenmiş insanlara tavsiyem, her koşulda iyi olmaya çalışmalarıdır. Suçun ve cezanın olmadığı bir toplum inşa etmek için hepimize görev düşüyor. Bunun için de her bireyin içsel bir değişimden geçmesi ve toplumsal farkındalığını artırması gerekiyor.

Suç, insanın doyumsuz egoist yapısından kaynaklanan karmaşık bir sorundur. Toplumun, eğitimin, medyanın ve manevi değerlerin bu sorunun çözümünde önemli rolleri vardır. Ancak en önemlisi, her bireyin içsel bir değişimden geçmesi ve özgecil nitelikler geliştirmesidir. Unutmayalım ki, ideal toplum, suçsuz ve cezasız bir toplumdur.