Şimdi ve burası: Çıkışı olmayan bir gezegen. Ve içine girdikçe daha da çıkamıyorsun, çünkü zaten iyice içindeyken fark etmiyor gibiyim.

Ölüm mesela; eğer gerçekten yaşıyorsak, canlı isek, duyumlar derin bir düzeyden açık ise, yaşarken de anlaşılır/duyumsanır hale gelebiliyor. Ya da susuyor olmak ile konuşuyor olmak arasında neredeyse bir fark yok gibi bir his bazen bu açık olma hali ile gelen.

Mesela, sustuklarımı yazabiliyor muyum ki?..İnsan varlığı bağ kurarak var oluyor ya, o bakımdan dedim. Bir bağlam olmadan olmuyor ya. Bir bağlam olunca da bağımlı olursak ya korkusu baş gösteriyor falan… Zihin dualitif çalışıyor Sevgili Şapşiğim. Tüm duvara toslamalarım aslında bir sinir sistemi meselesi yahu!Birimiz toslayınca-error verince aslında herkesler tosluyor ve fakat sen, ben kendimizi başarmak ve becermek zorunda olan ayrı ayrı bir şeyler olarak algılıyoruz ya.

Şimdi mesela, burada, bu yazımda istediğim gibi saçıyorum sözcükleri, bağlamlı/bağlamsız. Ve fakat, ille bağlanır, çünkü her şey bağlantılı ya zaten… ”Biz” bağlantılıyız!.. Peki neden bu kendimden başlayarak kopuk hissetmelerim?!

Korkularım ve bütünden kopan, kopup donan parçalar, parçalarım mı yine!.. Ahhh korkularım: Sevmek, güvenmek, bağlanmak, yakınlık kurmak insan varlığının en derin, en ilahi arzusuyken korkup korkup kopmak bütünden, bütünlüğümden…

Daha da yazarım da… Şimdi kimseler daha da korkmasın!.. Mışıl uykuma, ezberime, günlük hayatımda iplerin kontrolümde olduğuna vs. inanmaya devam edebileyim. Ve de sustuklarımı yazma hayalime devam edeyim. Kim bilir birimiz biraz daha cesur çıkar da yeniden yeni bir yerden bağlanırız birbirimize ve o mucizevi bütüne, bütünlüğümüze… Biricik ve bütün!.. Ahhh ya… Bu hayali biz kurduk, yaşamadan gitmek olmaz!.. Elim elinde!..

Aaaa tabii bir de hangi bağlamdı o Şapşiğimmm? Sonsuzdan sonsuza…