Toplum olarak genel kültürel iletişim alışkanlığımız, toplumsal kalıp yargılarla iletişim
kurmaktır.
Toplumsal kalıp yargıları,  bir sosyal grubun veya topluluğun üyeleri hakkında
genellemeler yapan, değiştirilmesi zor olan ve çoğu zaman önyargı içeren
düşüncelerdir. Bir diğer tanımla; bir grup insanın belirli özelliklere sahip olduğunu
varsayan, genelleştirilmiş inançlar veya fikirler olarak ta tanımlanır.
Toplumsal kalıp yargıları; cinsiyet, ırk,  ulus, etnik köken, din, dil, siyasal düşünce,
yaş, meslek, kültür,  fiziksel görünüm  gibi çeşitli kategorilerde oluşabilir. Zihinsel kısa
yollar olması nedeniyle tercih nedeni  olan, toplumsal kalıp yargıları yerine göre
avantajları olmakla birlikte, daha ziyade  toplumu hem sosyolojik hem de psikolojik
olarak  olumsuz etkileyebilir. Yanlış, eksik veya önyargılı olabilir ve insanların gerçek
potansiyellerini görmelerini engelleyebilir. Toplumsal kalıp yargıları, bireylerin gerçek
kişiliklerini, yeteneklerini veya davranışlarını göz ardı ederek onları sadece gruplarına
göre değerlendirmemize neden olabilir.
Bu tür yargılar, insanların birbirlerini anlamalarını ve saygı duymalarını engeller.  
Ayrıca, bu yargılar gerçekleri yansıtmaz ve sadece önyargı ve ayrımcılığı
besler. İnsanların davranışlarını, beklentilerini ve tutumlarını da etkileyebilir. Örneğin,
bir toplumsal kalıp yargısı “kadınlar araba kullanmakta  erkeklerden daha
kötüdür” algısıdır. Bu toplumsal kalıp yargısı, kadınların araba kullanma alanında
kendilerine güvenmelerini veya ilerlemelerini zorlaştırabilir. Ayrıca, bu toplumsal kalıp
yargısı, erkeklerin kadınları araba kullanma konusunda daha az yetenekli olarak
görmesine veya değer vermemesine neden olabilir. Ya da “erkeklerin
ağlayamayacağı” gibi bir kalıp yargısı erkekleri duygusuz ve ağlayan erkeği de zayıf
erkek  olarak  hak etmeyeceği bir şekilde zihinsel olumsuz  kodlayabilir.  
Çok sık kullandığımız toplumsal kalıp yargılardan  biri de ulusal, toplumsal kalıp
yargılardır. Bir ulusun veya toplumun diğer ulus veya toplumlara yönelik genelleme
yaptığı önyargılardır. Yine örnek verecek olursak, “İngilizler soğuktur.” bu yargı,
İngilizlerin duygularını ifade etmekte zorlandıkları veya başkalarıyla yakın ilişki
kurmaktan kaçındıkları anlamına gelir. Ancak, bu yargı kültürel farklılıkları göz
önünde bulundurmaz. İngilizler, başka kültürlerden farklı bir iletişim tarzına sahip
olabilir, ancak bu onların soğuk oldukları anlamına gelmez . “Fransızlar
romantiktir. ” bu yargı, Fransızların  tutkulu ve romantik oldukları anlamına gelir.
Ancak, bu yargı bireysel tercihleri veya kişilikleri göz ardı eder. Fransızlar, başka
uluslardan insanlar gibi, romantizme farklı şekillerde yaklaşabilir veya ilgi duyabilir . 
Bir diğer toplumsal kalıp yargısı ise kültürel  veya yaşam tarzı kalıp yargısı. Bireyin
kültürel olarak modern veya geleneksel olmasıdır. Yaşam tarzı kodu, bireyin giyimini,
yemeğini ve eğlencesini belirler. Yaşam tarzı kodu, bireyi ayrıştırır çünkü modern ve

geleneksel arasında uyumsuzluk, yabancılaşma ve çatışma gibi sorunlar yaşanabilir.
Kültürel  veya yaşam tarzı kalıp yargısına bir örnek olarak “ Romanlar çengici
 çalgıcıdır.” Romanlar kendi kültürlerini korumak ve hayatta kalmak için bazı
meslekleri seçmişlerdir. Bunlardan en yaygın olanları çengicilik ve
çalgıcılıktır. Çengicilik, Romanların atalarından miras aldıkları bir sanattır. Romanlar,
atları eğiterek onları dans ettirir, akrobasi yapar ve çeşitli
numaralar öğretirler. Çalgıcılık ise, Romanların müzikal yeteneklerini sergiledikleri bir
meslektir. Romanlar, geleneksel müzik aletleri olan darbuka, klarnet, keman,
akordeon gibi çalgıları ustalıkla çalarak, düğün, bayram, eğlence gibi etkinliklerde
hizmet verirler. Romanların bu meslekleri seçmesi, onların kültürel zenginliğini ve
yaratıcılığını gösterir. Ancak, bazı toplumsal kalıp yargılar, Romanların bu meslekleri
yapmalarını olumsuz bir şekilde değerlendirir. Bu kalıp yargılara göre, Romanlar
çengici çalgıcıdır çünkü başka bir iş yapmaya layık değildirler. Romanlar tembel, cahil
insanlardır. Romanlar sadece eğlenmeyi bilir, çalışmayı değil. Bu gibi kalıp yargılar,
Romanların insan haklarına saygılı bir şekilde yaşamalarını engeller. Romanlar,
eğitimden sağlıktan sosyal güvenceden yoksun bırakılır. Romanlar, iş bulmakta
zorlanır, ayrımcılıkla karşılaşır ve şiddete uğrar. Bu durum, Romanların topluma
entegre olmasını zorlaştırır ve onları daha da yoksullaştırır.
Diller konusunda da toplumsal kalıp yargılarımız vardır. Bu konudaki yaygın anlayış
 insanların birbirlerini anlamalarını ve saygı duymalarını engelleyen önemli bir
sorundur. Bu yargılar, dilin sadece bir iletişim aracı değil, aynı zamanda bir kültür, bir
kimlik ve bir değer taşıyıcısı olduğunu göz ardı eder. Dil farklılıklarını küçümseyen,
aşağılayan veya baskılayan yaklaşımlar, hem bireysel hem de toplumsal düzeyde
olumsuz sonuçlara neden olur. 
Siyasi görüş kodu, bireyin ideolojik olarak sağcı veya solcu olmasıdır. Siyasi görüş
kalıp yargıları , bireyin dünya görüşünü, değer yargılarını ve siyasi eğilimlerini belirler.
Siyasi görüş kodu, bireyi ayrıştırır çünkü sağcı ve solcu arasında kutuplaşma,
fanatizm ve darbe gibi sorunlar yaşanabilir.
Yukarıda da söz ettiğimiz gibi toplumsal kalıp yargıları, gerçekleri yansıtmaz,
sadece önyargılara dayanır. Kalıp yargılar, insanların farklılıklarını kabul etmesini ve
saygı duymasını engeller. Kalıp yargılar, toplumda eşitsizliklere ve adaletsizliklere yol
açar. Kalıp yargılar, insanların potansiyellerini ortaya koymasını ve gelişmesini
engeller. Kalıp yargılar, insanlığa zarar verir. İnsanların farklılıklarını görmezden
gelmelerine veya reddetmelerine neden olabilir. Bu da insanların önyargılı, ayrımcı
veya hoşgörüsüz olmalarına yol açabilir. Ayrıca  insanların kendilerini  baskı altında
hissetmelerine veya kendilerini kısıtlanmış hissetmelerine neden olabilir. Bu da
insanların özgürce ifade edememelerine veya kendilerini gerçekleştirememelerine
neden olabilir.
Tüm  bu olumsuz toplumsal kalıp yargılarına karşın ; bütün bir toplumu kucaklayan,
birleştiren ilkeler veya ilke üzerinde durabiliriz.. Bu ilke ki toplumu ,farklı seviyeleri
arasında bir uyum ve benzerlik olduğunu, her şeyin birbiriyle bağlantılı olduğunu ve
her şeyin bir yansıması olduğunu ifade eder. Bu ilkeye göre, toplumun bütünü,
bireylerin ve grupların zihinleri, duyguları ve davranışlarıyla uyumlu olmalıdır.

Toplumsal kalıp yargıları, bu uyumu bozan ve bölünmeye yol açan olumsuz düşünce
ve inançlardır. Bu yüzden, toplumu birleştirmek için, bu kalıp yargılardan öte herkesi
kapsayan üst bir bakış açısı geliştirmek gerekir ki bu yine bir üst sevgi  (hatta yeni bir
sevgi) anlayışıdır. Böylece, toplumun yukarıdaki ve aşağıdaki seviyeleri arasında bir
bütünsellik sağlanabilsin ve toplumsal barışa vesile olabilsin…