Deniz Pişmaf yazdı…

Yıl 1991, ben kardeşiniz; neo-liberal politikaların ülkemize artık iyice yerleştiği, artık normalleştiği yıllarda 24 kişilik bir köy okulundaydım. Neo-liberal politikalara neden değindiğimi yazımın ilerleyen kısımlarında anlayacaksınız.
                Tüm okul 24 kişi, ara sıra köye gittikçe artık başka sosyal işler için kullanılan okuluma bakarım, ama bakmamla eski anılarım depreşmez nedense. Eskiden köy okullarının hepsi aynı renkteydi yerden bir metre yüksekliğe kadar kırmızı sonrası sarı ama cırt bir sarı değil, ciddi bir sarı, devlet sarısı gibi. Şimdi bizim köydekiler beyaza boyamışlar, yalan yok okula iyi bakıyorlar tertemiz pırıl pırıl. Efendim sanki okulun beyaza boyanması ile benim bütün anılarımın üzeri kaplanmış gibi geliyor, hiçbir şey hissetmiyorum baskınca ama gözlerimi boşluğa daldırıp biraz düşünsem gözümde canlanıveriyor kışın sınıfın sobasında kızarttığımız ekmekler. Öğretmen bizden önce gidip sobayı yakardı bir girerdik oh sıcacık! Sonra evden artık ne getirdiysek bal olur salça olur peynir olur, sürüp yerdik sobada kızarmış ekmeğe, hem de tüm okul! Unutmayın biz tüm okul 24 kişiydik…
                Bu 24 sayısı mıh gibi çakılmış aklıma, üzerinden 35 yıl geçti ama unutmuyorum o okulda kaç kişi olduğumuzu… Ölürken benim ‘’Rosebud’’ım 24 olacak galiba (bkz. Citizen Kane 1941). Bu okulda sadece iki senem geçti 3. sınıfta taşımalı eğitim başladı, ama bütün özel günleri bu 24’lük okuldan bulup getiriyor hafızam önüme. Mesela Milli Bayramlar, özellikle 23 Nisan ve 29 Ekim çok güzel kutlanırdı. 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nda çeşitli yarışmalar ve oyunlar düzenlerdi öğretmenimiz bütün köy gelip izlerdi imkanı dahilinde herkes çocuklara bir şeyler verirdi, para, abur cubur mendil. Paraya çok sevinirdik ama para elimizde öylece kalırdık çünkü köyümüzde bakkal yoktu..
                Bir de çubuklu Türk Bayrakları aman Allah’ım ne mucizevi ne kıymetli gelirdi onlar bana-bize, öyle milliyetçi duygularla değil tabi ne anlayacağız o yaşta ama çok severdik işte. Saplantı gibiydi benim için bayramları çubuklu bayrak için ayrı bir heyecanla beklerdim. Gel gelelim 29 Ekim’de törende olamayacaktım, kızamık aşım bayatmış mı neymiş çok ağır geçirdim önce hastanede bir süre yattım sonra evde yatış başladı. 29 Ekim soğuk bir gündü hava kapalıydı içerisi sıcak ve loştu sıkıcı bir gündü benim için yattığım yerden pencereden görünen ağaç dallarını izleyip bir şeylere benzetmeye çalıştığımı anımsıyorum. Sonra kapı açıldı babamla öğretmen içeri girdi bu o günlerde alışık olduğum bir sahneydi çünkü öğretmenim aynı zamanda iğnemi de yapıyordu. Öğretmen gibi kutsal ve görünce bile çekindiğimiz koca adam her gün götümü görüyordu başta utandım ama insan nelere alışmıyordu ki o yaşta… Neyse dönelim bayrağa, kalk diyor öğretmenim gel dışarı, bir çıkıyorum bütün okul 23 kişi bizim evin avlusunda ellerinde çubuklu bayraklar… Sonra bir tanesi benim bayrağımı veriyor kim olduğunu unuttum… Ve benim bayrağımda elimde artık…

Neo-liberal demiştik…
24 Kasım öğretmenler günü herkes elinde ne varsa almış getirmiş kimisi elma portakal, kimisi çerez kimi mendil çorap. Fakat birisi bambaşka bir şey getirdi… Şu an düşününce ne çılgın bir olay olduğunu anlıyorum. Kenan abi bir karton Maltepe Sigarası getirmişti. O yıllarda ithal sigaralar Türkiye’ye yasal yollarla gireli sadece 7 sene olmuştu. 1984 yılında dönemin başbakanı rahmetli Turgut Özel sigara ithalatını serbest bırakmıştı. Kaçak satılan Marlboro Kent artık mis gibi vergisi alınarak ülke topraklarında serbestçe satılıyordu. Marlboro ile Maltepe arasında %300 gibi bir fiyat farkı vardı. Maltepe dönemin popüler sigaralarındandı ve öğretmenimizin de tükettiği tipik memur sigarasıydı.
‘’Bu ne lan?’’ dedi öğretmen. ‘’Lan hiç öğretmene sigara verilir’’ mi dedi, güldü.
‘’Babam gönderdi öğretmenim’’ dedi  Kenan Abim.
Kenan Abi’nin babası o dönem köyün muhtarı rahmetli Deli Kadir’di. Çok komik ve akıllı bir adamdı muziplikten mi yaptı bunu yoksa gerçekten öğretmenin bütçesine küçük bir katkı mı sağlamak istedi bilmiyorum ki Öğretmen ve Deli Kadir Amca iyi arkadaşlardı…