Kalbimin ilk atışıyla başlayan bir yolculuk bu. Ardından ise gereken biyolojik sistemlerle tamamlanıyor ve beden denilen araca ulaşıyorum. Sonra da rahim gezegeninden dünya gezegenine geçiş yapıyorum. Artık dünya gezegenindeyimdir ve geri dönüşüm yok. Geri dönüşüm olmadığı gibi varılacak yer de ‘‘bilinmeyenim’’dir.
Rahim karanlığından aydınlığa çıkışın doğumunda, işte o kısacık geçişte ve karşılanmada yaşanan tüm hisler gibi damarımdan verilen anestezi (ışığa doğru yol alırken verilen mücadele gibi, kavuştuğumda yeni bir başlangıca kucak açmak gibi, karşılaşmalar-karşılanmalar gibi) yolculuğumun fragmanı gibi oldu be Şapşiğim.
Güvenli bölgemden göç başlamış gibi. Kimimiz vaktini tamamlayıp kendi iradesiyle o dar kanaldan ışığa doğru el yordamıyla yolculuğa çıkarken kimimiz de rehber eşliğinde çıkarılmışız gibi.
İlk nefes alınmıştı bir kere. Nasıl ki son nefes ile yolculuk sona eriyorsa, ilk nefes ile yolculuğumun kaydı başlamıştı artık. Bedenim benim sürüş aracımken nefesim öyle bir kaydetme aracımdı ki adeta kara kutumdu. Alıp verdiğim her nefeste türlü veriler toplar, beden aracına kaydederim ve sürüşüm başlar.
Bu öyle bir sürüş ki ‘‘beden aracım’’ kadar, aracıma topladığım kayıtlar kadar, direksiyonuma geçirdiğim formlar kadar yön-yol alabiliyorum. Her nefeste, her gazda, her frende, her durakta kısaca her anımda veriler katlanarak artıyor. Gidiyorum türlü semalara. Ta ki daha önce hiç duymadığım bir sesi duyup denk geldiğim manzaraların özünden ne kadar uzak olduğumu fark edene kadar. Uzun bir yolculuk bu, ya direksiyonum da çok el değiştirirse? Tüm bu kayıtlarla sürüşe devam ederken onca veri, onca sürücü derken rotalarım da şaşmaya başlıyor ve kazalar başlıyor. Kalakalıyorum. Şaşkınlık da çöküyor üstüme, yorgunluk da cabası… Yol bitmez yol gitmez. Güzergahları da seçemez oluyorum. Karmakarışık olmuştu her şey. Kör düğümdü ruhum. Onca gürültüden kendi sesimi de duyamaz oluyorum. Benzin de bulunmaz oluyor, sürücüler de güvenilemez oluyor. Yol da uzun ya, peki nasıl varırım bu şekilde? Hem varmaya çalıştığım yer neresi? Neredeyim? Nereye gidiyorum? Kimsin Şapşiğim? Hiç sormadığım sorular başlıyor.
Fragman geliyor aklıma! Annemin bedeninden kendi bedenimi ilmek ilmek örüşüm geliyor… Fakat bu defa başka gezegen varsa bile dünya gezegeninde henüz vakit tamamlanmamış. Bu gezegende usul, kendi beden gezegenimde defalarca olup doğmak gibi. Aynı bedende defalarca olup doğmak… Bilincime kattığım her aydınlıkta, derinleştiğim her boyutta yeni bir hal olmak… Yeniden doğmak…
Artık direksiyon bende, kalbimin sesini tekrar duymaya başlamıştım. Duyu, duygu, düşünce aleminden kalp alemine geçtiğim bu hal yeni doğum alanım. Kalbimin sesini her duyduğumda ve elimden tutanımı kalpten her hissettiğimde tüm sistemlerimin bir döngüyü kırarak kalpten kalbe olan yolumdu. Tıpkı ilk bu sesle var olmam gibi.
Artık sürücü benim, yol da benim, yolcu da… Aracım benim, rota benim, seçim benim…
Kolay değilmiş bu fark ediş. Hele ki vaktinden önce açmaz o çiçek, serpilse de tohumları… Tıpkı doğum gibi… Öncesinde göremiyorsun be Şapşiğim, o sesi de duymuyorsun. Zaten başka formlardan yerleşmiş tonlarca ses var zihnimde.Bu sesi (kalp) duymasıyla birlikte ise ayrılma başlıyor, arayış başlıyor. Ayrılmadan kavuşulmuyor çünkü. O sesin söyledikleri de başka, geldiği yer de… Merak edip düştüm peşine.
Bu sesin duyulmasıyla bir huzursuzluk başladı içimde. Kaostan, kaçıştan ziyade beni durduran bir huzursuzluktu bu. Zaman da, mekân da durmuştu. Duyularım, duygularım, düşüncelerim bilinen alanlarından göçe başlamıştı. En bildiklerim bilmediklerim oldu. Tüm inandıklarım yıkılıp sanrılarım dağılıyordu. Nice sevgi sandıklarımın altından zulümler selam ederken nice zulüm sandıklarımın altında buluyordum hazinelerimi.
Artık ne eskilere gidebilirim ne de yerimde durabilirim. Derin bir yolculuk başlamıştı. Bu vakit bol bol keşif ve şahitlik vaktiydi. Durma, dinleme, idrak, deneyimleme ve hayret vaktiydi. Değişmişti sorularım. Cevaplarım değişmişti. Kavramlarım değişmişti. Baktıklarım, gördüklerim, duyduklarım başkaydı artık. Halden hale geçip yapbozun parçaları bir bir yerine oturmaya başlıyordu. Bilirim ki artık yolundasın…
“Yol” çok güzel gelsene!