Manevi doğam, deneyimin gücü ile ‘an’da güçleniyor. Ve fakat ve yine de deneyimlerim değilim. Apaçık belirsizliğin aydınlık karanlığında ‘yol’dayım. Olan ile, açıklık ve yakınlık niyetim ile, özenli bir dikkat ile temastayım. Gizeme teslim olduğum her an, birin ve bütünün yaratımındayım. Hatırlıyorum, mucize böyle böyle şimdi ve burada!

Kendimden başlayarak… ‘Olan’a…

Hüzün ile sevinç kol kola, birlikte el ele vermiş bilince koşuyorlar! Evrenin paradoksal dansı her an her yerde. İnsan eşlikçi olduğunu ‘an’da (uyanık olduğu anlarda galiba) fark edebiliyor.
Yaratım her an canlı! Yaratıma,biz, eşlik ediyoruz. Eşlikçi ile Yaratıcı, aynı ‘an’da!


Bir şeyler istediğim gibi olmadı, olmuyor sanıyorum. Oysa bu rüyayı, bu dünyayı her an yeniden yeni bir yerden birlikte yaratıyoruz.


Sonra kaybettik, terk edildik, yenildik, sevilmedik. Hatta öldük bittik sanıyoruz!..
Bunlar neyse de, olabilir yani sanabiliriz Şapşiğim.

Ya hayatı kontrol edebileceğimizi sanmalarımıza ne demeli? Koruyabileceğimizi falan; kendimizi ve sevdiğimiz, inandığımız şeyleri… Algımızı sabitleyebileceğimizi hatta…
Aiti ve sahibi sandıklarımıza ne demeli peki?


Sınırlar ve mesafeler yaratmalarımıza ya da, her şey ve herkes sonsuz ve sınırsız iken hem de…


Ahhh yaa Şapşiğimmm… Nasıl bir sanmalar okyanusunda naif, tatlış hakikat yolcusuyum ki… Yaradan hükmedemeyince bir şeylere, yere çakılmalar falan… Hey orada mısın? O yerde?.. Yaradan’ın sanki hükmetmek gibi bir derdi mi var? Varsa da sana ne, bana ne!

Buna da farkındalık deniyor ve farkındalık ise özgürdür. Kıldan ince kılıçtan da keskindir.
Ve özgürlüğü ve esenliği getirir. “Ne işime yarayacak” diye soran bir ses var kalbimde. Sana özgür bir algıyı, özgür bir yaşamı, kutsanmışlığı her an yeniden, yeni bir yerden armağan eder. Sana ‘evren’in gizemini biricikliğinin tezahüründe sunar.


Seni görüyorum!
Seni duyuyorum!
Seni hissediyorum!
Sana yükseliyorum!
Yükselişteyiz biz!
Yeniden başla Sevgili Şapşiğim!
Yüksek oyna!

Hatırla ve hiç unutma!
Sonsuzdan sonsuza….