İnsan, elinden gelen her şeyi yapmasına rağmen, artık kendi kendine yardım edemediğini anladığında, çareleri tükendiğinde, çaresizlik tüm bedenini ele geçirdiğinde ağlar. Binlerce kelimenin yerine geçecek bir söyleşinin başlangıcıdır bu. Cevap bulmamış yüzlerce sorunun, insanın omuzlarında yarattığı baskıya bir yanıttır. Kalbin öne geçmesidir bir başka deyişle!
Gözümün gördüğüyle, hissettiklerim arasındaki çelişkidir. Bir türlü çözemediğim, içine giremediğim bir denklemde, en bilinmeyene yakarıştır. Dökülen her bir gözyaşı, yerine gelmemiş bir isteğin yeniden değerlendirilmesi için, yüreğin en temiz, en derin yerinden yükselen bir taleptir. Bazen ‘konuşmalıyız’ bazen ‘söyleyecek sözüm kalmadı’ demektir.
Bazıları çok daha farklı ağlar. Bazılarının ruhu ağlar. İnsan olması gereken yerde olamadığı, alması gerekeni alacak, vermesi gerekeni verecek gücü kalmadığı, kayıpları arttığı için, kendi zayıflığını, küçüklüğünü, aşağılığını fark ettiğinde, farklı bir seviyede ağlar, işte o zaman insanın içsel evleri ağlar.
Kısaca biz insanlar, yalnız ve yalnız kendimiz için ağlıyoruz. Bazen de başka birinin göz yaşlarına duyduğumuz sözüm ona ‘şefkat’ yüzünden göz yaşı döküyoruz, çünkü onun başına gelenlerin bizim başımıza gelmesinden korkuyoruz.
Bu, bir insan, kendi hikâyesini, acısını anlatırken aklımıza hemen kendi hikâyelerimizin gelmesine benziyor. Demek ki, kendi dışımdan gelen sinyalleri bile doğru işleyecek bir aparatım olmadığından, her şeyi kendim için kullanıyorum, çünkü kendi dışımda olan hiçbir duyguyla eşitlenemiyorum.
Bir insanla eşitlenmek ne demek? Bu radyoyu karıştırırken, doğru frekansı yakalamadan önce, sesi net olarak alamamak demek. Belki de defalarca yaşadığımız iletişim kusurlarının hatta kazalarının sebebi budur. Ses yerine cızırtı, parazit duymamız!
Bu yüzden, kendimizi kalibre etmemiz, kendi frekansımızla, uyumlanmak istediğimiz insanın frekansını eşitlememiz gerekiyor.
Bunu yapabildiğimizde kim bilir nasıl ilişkiler kuracak, birbirimizle hangi düzeyde konuşabileceğiz! Belki de konuşmamıza bile gerek kalmayacak zira dilden dökülen sözcükler bir önceki seviyemize ait olacak, orada sonsuza dek mahsur kalacak…